.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

7/17/2011

De Ki İşte...

İnsan, birbirinin kurdu değil, kendi kendinin kurdudur...




Felsefe hep, yeniden sürekli, ölüme gelip dayanan, dayanacak, dayanması gereken yaşam biçimidir... Felsefeyi yaşam biçimi edinen kişi içinde de, her yer barınılmaz, her yol çıkmaz, her yön olanaksız, her yük ezici –her anlam boştur- çünkü ölüm vardır...


Satır Arası Cümleler ve Pasajlar...


 
* Yaşadıklarımız öldürdüklerimizdir...

* İnsan, birbirinin kurdu değil, kendi kendinin kurdudur, ‘insan insanın değil’ insan kendinin kurdu...

* İnsanın en anlamlı yaratısı mezardır. İnsanların en anlamlı oldukları yer mezarlıklardır- ölülerin de, yaşayanlarında...

Yaşam yaşayan insanın kendinden kaçmasıdır; çünkü onun ‘en kendi olduğu’, ölümdür- yaşamı da, bunun bir değillemesi yalnızca...

* Yaşam, yitim acısıdır. Yaşamak, yitirmenin acısını çekmektir.

* Yaşam yıkımsa, yaşamak yıkmaktır...

* Her yaşanan geçicidir, her yaşayan ölümlü...

* Yaşamı gereğince, yaşayan insan için, zorunlu tek yaşantı, hep hüzündür...

* Olgunluğun muştucusudur ölüm : O gelince, olgunlaşma sona erer – olgunluk gerçekleşir...

* Bazı şeyleri (belki, her bir şeyi) yaşayıp bitirmek gerekir, yoksa yaşanıp durdukça bayatlar...

* Ölüm, ancak yaşanabiliyorsa bir şeydir. Yoksa işte, hiçbir şeydir...

* Ölüm, çünkü yaşamın ‘sona erişi’ değildir – şu koşulla : Yaşam, başından başlayarak, yaşam olarak, ölümden anlam çekebilmişse; ölüm bir son olarak –anlamsızlığını birlikte getirerek- gelince, biten yaşamın anlamını çekip almak şöyle dursun, ona yeni yoğun bir anlam yükler...

* Ölüm varsa, yaşam da vardır- ölüm varolmadıkça, yaşam da yoktur...

* Ölümü anlamak, yaşama anlam verebilmektir: Ölümü anlayan, yaşamı anlar. Ölüm de, yaşamın anlamlandırıcısıdır...

* Kişinin özgür olabilmesi, ölümüdür... Ölüm, özgür olabilmektir...

* Ölüm, yaşamın anlam içeriğiyse, yaşamın anlamı – boştur...

* Bağımsızlığın, bağımlılıklardan geçecek...

* Yaşam, kendiyle çatışmadır –çarpışma, savaşma : ki, sonunda da tabii, kaybetmektir – savaşı da, kendini de...

* Yaşam yükleneceğin yüktür... Yaşamın, yükündür...

* Yaşamda atmak isteyeceğin her adımın bir bedeli olacak: Ancak bedeli ödemeye hazır olursan atabileceksin o adımı...

* Yaşam gidince ne yapacağını bilemediğin, ama gitmek istediğin yerlere doğru katettiğin yollardan oluşacak – ki, bunlar, belki o yerlere gitmek istediğini bile ancak sonradan anlayacağın yollar olacak...

* Yaşamın öyle noktalara gelecek ki, eski çerçevesinden çıkıp dört bir yana açılan yol ağızlarında duruyor olacak; ama, göreceksin ki, bu yollar hiç de yeni yerlere ulaşmıyor : ‘çıkmaz sokak’ hepsi...

* Yaşamın, sürekli gireceğin çıkmazlardan oluşacak; hep girip, hep çıkacaksın çıkmazlara, çıkmazlardan : Son gireceğin çıkmaz da, hiç çıkamayacağın çıkmaz olacak – sen en son çıkmazına girdiğinde, yaşamın da ‘düze’ çıkacak...

* Yaşamının yolu hiç olmayacak, belki yönü olsa bile... Yaşamın yolu yok...

* Yaşam hep ya daha yüksek güce yöneltilmiştir, ya da daha derine batışa... Yaşamın, ya yükselme, ya da batma olacak...

* Yaşarken sürekli düştüğünü göreceksin – çeşitli yüksekliklerden çeşitli derinliklere...

* Yaşamını, hiçbir şey bilmeden yaşayacaksın. Yaşamın bilmediğindir...

* Yaşamın bir bekleme olacak – ama, beklemeden yaşayacaksın...

* Yaşamın yalnızca anlaşılamaz, bilinemez olmakla kalmayacak, yer yer yaşanamaz hale de gelecek...

* Yaşamında en zor işini kendi yolunu yürümek olacak – ve ilişkin olan, önem ve değer verdiğin kişilere, bunu anlatmak : Yaşamın, yaşadığın kadarıyla, yalnızca senin yaşamın olduğunu, aynı şeyin onlar için de geçerli olduğunu, ilişki de olmanın da, bu temel gerekliliği engellemediğini, engellememesi gerektiğini... Ama anlatamayacaksın ki... Çünkü daha kendin bile gereğince anlamamış olacaksın bunu...

* Başkalarına dik gelenler senden teğet geçecek – ve tersi : başkalarına teğet gelenler, sana dik...

* Yaşamda en çok yakınlaşma isteği duyacağın kişiler, senden uzaklaşma gereksinimi en çok duyan kişiler olacaklar...

* Bir şeyleri yaşamışsan, gerçekten yaşamışsan, onları yitiremezsin artık – istesen bile : istemesen bile; yaşar onlar artık...

* Yaşamın bütün yaşadıklarını yitirip, yeniden kazanmanın süreci olacak – hep yeniden yitirip, hep yeniden kazanmanın süreci...

* Yaşamın büyük şeyleri yoktur ki, yaşamın her şeyi küçücüktür, ufacıktır, ayrıntıdır...

* Yaşamın, sürekli yapacağın hatalardan – ve sürekli, bu hataları düzeltme çabalarından olacak. Bu da hep, böyle sürüp gidecek...

* Yaşam yumağını, çözülemez hale, tek bir katı, belirsiz düğüm haline gelene dek, çözmeye çalışmalısın – ki o tek katı düğüm, sonunda, kolayca çözülsün...

* Yaşamı düğümlemeden çözemezsin...

* Yaşam geçiştirdiğin bir şey olacak – içinden geçtiğin; geçtikçe geciktirdiğin; sonra da, geçip gitmesine izin verdiğin bir şey...

* Yaşamın sahici bir yalan olacak – sahiden bir yalan olacak yaşamın...

* Yaşamın tasarladıkların ile gerçekleştirebildiklerin arasında gidip gelecek. Gerçekleştirebildiklerin tasarladıklarından hep eksik, tasarladıkların gerçekleştire bildiklerinden hep fazla... Hep, hem eksik, hem fazla olacak yaşamın – gerçekleri eksik, tasarıları hep fazla... Hep eksiklikler yaşayacaksın – ve hep, fazlalıklar... Yaşamının bu olacak işte : Eksik – fazla...

* Bilmeden yaşayacaksın – yaşadığının da ne olduğunu, sonradan bile, bilemeyeceksin... Bildiklerini ise, hiç de yaşamamış olacaksın...

* Yaşamın bilgisi sana gelince (onu arayıp bulamazsın; düşünüp ulaşamazsın ona – o, kendisi gelirse, gelir), neyin geldiğini de anlayamayacaksın, uzun bir süre – belki hiç... Bir karışıklık, bir şaşkınlık olacak gelen yalnızca – ki, bir şeyleri sezinleyeceksin, kavrar gibi olacaksın, ama bu sezgiye, bu kavramaya bir içerik aradığında, bir boşluk, bir karanlık karşılayacak seni...

* Yaşayacaksın hep, hiçe dek; sonra da, hiç olacaksın...
* Yaşamında yapacağını hiç bilmediğin anlarda, yapacağın apaçık belirecek...

* Yaşamın, olaylar ve durumlar içindeyken, bir şeyler yaparken, kendini seyretmenin süreci olacak...

* Yaşam, yazarı da, sahneye koyanı da, baş oyuncusu da sen olan, ama senin yalnızca seyircisi olduğun bir oyundur...

* Özgürlüğün, yaşamının farkına varman olacak...

* Yaşadıkça, yaşamın hep daha derinine inebilirsen (buna dayanabilirsen), onun nasıl lav kaynakları gibi kavurucu, aynı zamanda soğuk dağ pınarları gibi dondurucu olduğunu göreceksin – ki, yaşamın işte, bu iki uç arasında gelip gidecek... Kavurucu ve dondurucu... Yaşamda kavrulacaksın, ve sonra donacaksın, ve yine...

* Yaşam, boşluktan çıkarak doluluğa yönelmendir – ama tersi de doğru : Dolulukların gittikça büyüyen bir boşluğa yönelmesi... Boş ya da dolu – hep aynı yönelme olacak yaşamın...

* Yaşamının en son toplamı – ki, bunu sen hiçbir zaman bilemeyeceksin – hiçbir şeyi dışında bırakmayacak...

* Yaşamının amacını arayıp arayıp bulamayacaksın; ki, bu olacak işte yolu gösteren – amaçta bu...

* Felsefe metinleriyle uğraşmaya salt kişisel bir çaba olarak girildiğinde artık söz konusu olan, düşünen bir kişinin düşünmüş bir kişi ile teke tek hesaplaşmasıdır...

* Felsefe de önemli olan düşüncelerin kendisi değildir – bütün düşünebilir düşünceler, zaten şu ya da bu biçimde, daha önce düşünülmüştür; önemli olan, düşüncenin dile getiriliş biçimidir – yeni anlam ancak orada bulunabilir...

* Felsefenin içeriği anlatılamaz, biçimi gösterilebilir ancak...

* Bütün felsefe kavramları, temelde eğretilemelerdir...

* Felsefenin yolu dolambaçlıdır – yapılmasının yolu da, yazılmasının yolu da, anlaşılmasının yolu da – işte : kişinin kendisi kadar karmaşık, dolayısıyla bir o kadar dolambaçlı...

* Kişi,kendisi için anlaşılmaz olan, ama derinden yaşadığı bir şeyi, ona karışarak anlaşılmaz kılan katışıklıklardan arındırıp, saf bir hale getirirken, onu, anlamına uygun düşen bir kavramlar bütününe de yerleştirebilirse, bir yaşantıyı felsefe olarak dile getirmiş olur...

* Yaşantının kendisi ise, aslında, muhtemelen her insanın şu ya da bu biçimde yaşamak durumunda kaldığı, ama – çoğunlukla korkaklıktan – teğet ya da es geçtiği, belki de çok sıradan bir yaşantı olabilir – önemli olan, zamanında üzerine gidilerek düşünülmesi, ve bir bütün içinde kavranmasıdır...

* Felsefenin yapılışı sırasında hep yanında giden bir yerindelik duygusu vardır. Kişi çok eski ve çok yeni yanlarının bir belirli durumda, tam bir uyum içinde, bir arada, yerli yerine oturduklarını duyduğu an, aynı zamanda – o duyduğunun uyarıcısı olan konu üzerine – bir şeyler yazıyorsa, yazdıkları felsefe olabilir...

* Felsefe, kendisi olanaklı en genel anlama sahip olduğu halde, ancak tek kişi için anlamlıdır...

* Felsefe için en büyük tehlike, felsefe yapan kişinin kendini aldatmasıdır... Tam bilinçten en ufak bir biçimde sapmaya, ödün vermeğe, bu kadarı da yeter demeye eğilim duymasıdır...

* Felsefe hiçbir yere oturtulamayan, hiçbir yerde oturmayandır...

* Felsefe, bilinçlenmenin olanaksız olanağı (ya da olanaklı olanaksızlığı)dır...

* Felsefenin varabileceği son anlam noktası, tam anlamsızlığın son noktasıdır...

* Felsefenin son anlamı, anlamsızlığın sonudur...

* Felsefenin tek bir ideali olabilir –vardır : Gelişme ile gelişmenin getirdiği serpilme, zenginleşme, çoğalma...

* Felsefe direnmenin temel biçimidir, çünkü dünyanın kendisine direnmedir...

* Her türlü sahici felsefe (ve genel olarak kültür) gösteriş karşıtıdır...

* Felsefe, sessiz sedasızdır...
* Felsefe gürültü içinde sessiz; kalabalık içinde yalnız olma sanatıdır –bu anlamda ve bu bakımdan gerçekten de bir sanat sayılmalıdır. – En azından sanat zor beceri isteyen karmaşık bir işin üstesinden başarıyla gelme anlamı taşıyorsa...

* Felsefe anlamının, en uç sınırında dolaşırken, yoğunlaşmasıdır – bir o kadar da, en yoğun haliyle, sınıra dayanması...

* Felsefe çalkantılardan çıkan dinginlik umudu, huzursuzluklardan çıkan huzur umududur...

* Felsefe eninde sonunda, felsefe yapan kişinin kendini tüketmesiyle sonuçlanıyorsa ancak bir şeye yarar. Felsefe yıkıcıdır –en yıkıcı olduğunda, yani, kendini yapanı da yıkabildiğinde, en üst düzeyine ulaşmıştır...

* Felsefe, felsefe yapan kişinin, her yapışında, büyük bir çabayla, en baştan başlayarak, her adımını yeniden baştan atarak, yavaş yavaş, gıdım gıdım kurduğudur – bütün katedilmiş yolun seferinde en baştan, yeniden, yürünmesini gerektiren, her duruşunda da, yeniden, gerisin geriye, hiçliğe düşüp kalan...

* Felsefe, başlangıçtaki kaostan düzen üretmektir, bu yüzden, felsefe kağıda dökülürken, felsefe yapan kişinin duyduğu, önce huzursuz bir dengesizlik duygusu, sonra belirsiz bir tamamlanmışlık duygusudur – arada da, yoğun bir boşluk duygusu...

* Felsefe ilerledikçe, gelişledikçe, hep daha geniş boşluklar içinde devinmeye başlar –felsefe yapmada deneyim sahibi olan kişinin edindiği beceri, gittikçe büyüyen bir boşluğun içinde durma, dengesini koruma becerisidir...

İşte felsefenin en olanaklı en genel kavramı : Olanaklı En Geniş Boşluk...

* Felsefe kişinin bastığı yeri görmeden, gittiği yönü bilmeden, kör olarak yürümesi gereken bir yoldur – herhangi bir yere ulaşma beklentisi olmadan...

Felsefe acıkmışken oturduğu, ve acıkarak kalktığı bir sofradır...

Felsefe en son söylenebilecek şey, en sonda hiçbir şeyin söylenemeyeceğidir : işte, bu...