.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

21 Tem 2011

Üç Renk Kırmızı...(Trois Couleurs: Rouge Yapım :1994, Fransa)

-Neyin doğru olup, neyin doğru olmadığını karar vermek bana namusuzluk gibi geliyor...

Filmin Konusu : İsviçre'nin Cenevre kentini mekan olarak kullanan filmde, üçlemenin diğer iki filmine göre daha rahat izlenen, doğrusal anlatımlı çok sayıda öykü vardır.

Film, Londra ve Cenevre arasında yarı zamanlı model olarak çalışan üniversite öğrencisi Valentine ile uzakta olmasına karşın onu fazlasıyla sahiplenen erkek arkadaşı arasındaki telefon konuşmasıyla başlar. Ardından, Valentine, köpeğini kazada yaraladığı, yalnız yaşayan emekli yargıç Joseph Kern ile tanışır. Filmde daha sonra Valentine ile yargıç arasında gelişen duygusal yakınlığı gösteren telefon konuşmaları izlenir.

Eşzamanlı bir başka öyküde ise, Valentine'nin komşusu hukuk öğrencisi Auguste'nin yaşadıkları anlatılır. Auguste, kız arkadaşı Karin'in ihanetine uğramıştır.

Filmin Çözümlemesi : Filmde bireyler arası ilişkiler incelenmekte, dostluk ve ihanet temaları ele alınmaktadır. Bireylerin birbirini anlamasına, yakınlaşmasına engel olan öğeler mercek altına alınır. Yönetmen, duyguların yeterince ve doğru biçimde aktarılamadığı telefon konuşmalarını filmde bolca kullanır. Pencerelerin ötesinde görülen insanların neler yaşadığına yönelik merak, bir yerdeki sorunlardan kaçarken, öte yandakilere yaklaşarak bir çıkış arayışı filmin örüntüsünü oluşturur.

Film boyunca, telefon sinyallerinde, lokanta sahnesinde, otomobil sahnelerinde, reklam panolarında hep kırmızı renk kullanılmıştır. Fransız bayrağının renklerinden biri olan kırmızının, aynı zamanda insanları birbirine bir şekilde bağlayan sevgiyi simgelediği ve bu nedenlerle filme egemen olduğu söylenebilir.

Kaynak : Wikipedia
Filmin başından beri birbirlerinden haberi olmayan(Valentin ile Aguesti), fakat yanı başında bir çok yerde seyiren ikili batan gemide yüz yüze gelirler... Tesadüfleri aktarmak isteyen film de yine bir tesadüf eseri karşılaşmasını kadere mi bağlanmak istedi acaba? Ama kader denen şeyse bunu nasıl bilebilir... Yoksa yargıcın hislerinin kuvveti miydi bu? Burda fazlasıyla boşluk var... Bazen aradığımız şey, burnumuzun dibindedir ama görmek istemeyiz.. Belki de bu aktarılmak istendi... Gerçi o zaman da tanımak lazım ama...

Filmin sonunda Mavi ve beyaz’ın son halini de ekranlara yansıtıyor... Julie ve Olivye, Dominic ve Korel de batan gemiden sağ olarak çıkanlar arasında... Her ne kadar ben bazı şeyleri kavrayamasam da, aralarında sevgi ya da en azından his denen bir şey var demek... Yoksa aklım hiç kesmiyor... 
"Dikkat etmişsinizdir, inancı, tüm hakaretleri bağışlamak olanlar
vardır, bu hakaretleri bağışlarlar ama unutmazlar. Ben hakaretleri bağışlayacak kadar iyi bir yapıda değildim ama sonunda unutuyordum hep... " Albert Camus
"Yaşamak Küçültüyor Bizi..." Ömür Nihan Akçalı