.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

9/16/2011

Efrasiyab'ın Hikayeleri..



* Ben, bugüne kadar kazanmak için oynamadım hiç.. Oyunun bana verdiği zevkle yetindim...

* Kavuşunca meşk, kavuşmayınca aşk olduğu doğruydu galiba...

* Şiddetin en yalın biçimi, güzel olan, belki de dişil bir şeyi parçalamak ya da kirletmekti...

* Yetenek sen çalışmadıkça hiçtir...

* Sana güneşi ve ışığı vaat etmiştim. Üzgünüm, kanı ışığa tercih eden sen oldun. Böylece hayat senin için ışık değil, kanın ta kendisi oldu...

* İnsanların çoğunu dine sokan şey Tanrı korkusu olduğuna göre, bir dini hikaye de, en azından bu insanlara göre aslında bir korku hikayesi belki. Ama onların bu kanaatinin aslında, doğru olduğunu hiç sanmıyorum.

* Yaralar iyileşse de, onların izi kalmış gibiydi.

* Burada ne sığır boğazlanır ne de et yenir. İlle et istiyorsan, kendi canın olduğu gibi, kendi etin de sana yeter. Unutma! Ne yiyorsan, sen osun..

* Hakikat ona erişmek için ödediğimiz bedel olmalıydı...

* Zirveler yaşamak için değil, erişmek için olmalıydı...

* Amacımız kazanmak olmayınca, ne senin ne de benim, başarı ve kazanç peşinde koşmamız anlamsız.

* Sen yakasına yapıştığın her insanı korkak mı sanıyorsun? Yoksa ölümsüz olduğun için korkusuzluğun yalnızca sana mı mahsus olduğunu düşünüyorsun? Benim dünyada tattığım en büyük lezzet, hayat değil, insanlık! Her zaman olduğu gibi şimdi de, yaşıyor olmanın değil, insan olmanın zevkini çıkarıyorum.

"Hayatını değil, insanlığını isteseydim elbette korkardın. Ancak bu güzel hediye sana sonsuza kadar verildi. Onu senden geri almam mümkün görünmüyor. Bu bakımdan sen de benim gibi ölümsüzsün. Fakat birçok kişi için, insan olmanın zevkini ve keyfini çıkarmak değil, hayatı sürdürmek ve korumak daha önemli görünüyor. Ne pahasına olursa olsun yaşamaya çalışmakla, doğrusu çok büyük bir mutluluğu kaçırıyorlar. Acı ve ölüm korkuları onları yönetiyor. İşin kötüsü bu korkuya Tanrı diyorlar. Oysa dünyayı korkuyla değil, bir insanın gözleriyle görselerdi, Tanrı'yı görmüş olurlardı.

"Kavuşunca meşk, kavuşamayınca aşk olduğunu söylerler. Sevgisini kalbinde taşıdığı sürece herkes ona kavuşmuş demektir bana göre. Bu nedenle, sevmenin meşketmek olduğunu düşünürüm. Dünyaya bakınca gülümsememek elde değil. Ben de bakarken, hem dünyayı hem de onun içindekileri seviyor ve gülümsüyorum. İşte, Dünya hakkındaki bir hikayeyi de, aşkla değil, meşkle anlatıyorum."

"Her insan ancak bilmediği şeyden korkar. Korkusunu yenmek için bilmek ister. Fakat bilmesi için araması gerekir. işte, din de bu arayış değil midir? Bununla birlikte, eğer insan bir şeyi arıyorsa, onu bulmuş ve ona kavuşmuş da değildir. Kavuşamadığı şeye erişmek için can atar. Eh! Bu da aşktır işte!

" ... ve gülümseyen herkes cennete bakıyor demektir."
* Edebi bir uykuda, edebi düşler vardır. Cennet düşlerin olduğu yerde değil midir? Sadece ,bir düş bitip diğeri başlayacak işte.

* Bak sen hala cenneti arıyorsun işte. Çünkü gözlerini açıp dünyaya baktığında hoş şeyler görmüyorsun. Gözlerini bu yüzden kapatıyorsun. Bir kaçış senin ki! Gördüklerin seni mutsuz ettiği için olsa gerek, cenneti hala arıyorsun. Dolayısıyla, henüz oraya erişmiş değilsin...

* Duygularımı işime karıştıran biri değilim...