.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

9/16/2011

Leolo.



* Düşlediğim için, ben o değilim.

* Yazmak için iki kelime yeter: En kısa yolu seçtim.

* Bir kitapta neler olduğunu hatırlamak için uğraşmam. Bir kitaptan tek istediğim... ...bana cesaret ve enerji vermesi,... ...sandığımdan daha fazla bir yaşamın olduğunu bana göstermesi...
...ve hareket etme ihtiyacını bana hatırlatmasıdır.

"Tek gerçek hazzı yalnızlıkta buldum."
"Yalnızlık benim kalemdir."
"Orası sandalyemin, masamın,
yatağımın,..."
"...imbatımın ve güneşimin
olduğu yerdir."
"Sürgündeyim."
"Sahte bir diyardayım."
DÜŞMÜŞLERİN DÜŞMÜŞÜ
"Düşlediğim için, ben ben değilim."
Düşlediğim için, ben ben değilim.

* Hatırlayabildiğim en eski şey, ilk anılarımla içiçe geçmiş olan, ışık ve kokuydu.

* O mısra terbiyecisiydi. Terbiyeci, gecelerini dünyanın çöplerini karıştırmaya harcıyordu.
Tek ilgilendiği sadece mektuplar ve fotoğraflardı. Her gülüşü, her bakışı, her aşk sözcüğünü ya da ayrılığı taşıyordu. Sanki kendi hikayesiymişçesine.

* Yarı saydam bile olsa hiçbir duvar beni engelleyemeyecek...

* Terbiyeci, kelimelerin ve imgelerin insanların hayallerinde, yeniden doğabilmesi için, mısraların küllerine karışması gerektiğine inanıyordu.

* Sabahları erken kalkarım. Uyanmak, rüyalar ülkesinden gerçekliğin ortasına sert bir zorunlu iniş yapmaktır.

* Büyükbabam huysuz bir adam değildi. Ama yine de beni öldürmeye çalıştı. Hiç korkmadığımı ve güzel bir hazine hakkında düş gördüğümü hatırlıyorum. Çoktan öldüğümü bildiğim içindi belki de...

* -Bugün ilk kim konuşacak?
- Neden sen istemiyorsun, Leo?
-Çünkü benim adım Leolo Lozone. Bu nedenle tanımadığın bir insan hakkında konuşamazsın...

* O sırada, aramızdaki birkaç yaş bana aşılamazmış gibi gelirdi. Ve arzularımı konuşmadan yaşardım...

* Yüzündeki derin çizgilerin yaşının dışında anlattığı bir şey yoktu. Günaydınla hoşçakal
arasında bir yer...Zamanın kıymığının battığı sonsuz, bakir bir ay...

* Diğer zamanlar,herkesi görmek için her yere gitmeniz gerekirdi. Ve koridorlar çok uzundu...

* Günışığında tuzağa yakalandı...Yapayalnız... Yeri yurdu olmadan...Onu sakinleştirecek
böcekler olmadan... Benim narin kızkardeşim, Kraliçe Rita kendini akıntıya bıraktı.

* Bir gece, ışığın nereden geldiğini nihayet anladım. Uzun zamandır dolabın arkasından benim için şarkı söyleyen Binaca'ydı o.

* Küçüklüğümde suyun altına saklanmayı severdim. Havuzumuzun dibi, gökyüzü mavisiydi.
Batık bir gemi enkazında korsanların hazinesi vardı.

* Yıkansalar bile kokuyorlar.

* Annem plastikten güzel bir çiçek verdi bize. Odanın içi aydınlandı sanki; çünkü bir çiçek, şekilden ziyade, doğanın bir tasavvurudur. Toz, al kırmızının üstünü örtüp, onu gün geçtikce yumuşatıyor. Keşke aileden biri, taç yapraklarından birinin altına "made in Hong Kong" etiketi yapıştırılmış olan bu çiçeğin yapma olduğunu fark etse. Tek yapılması gereken, benim ufak bir hareketle etiketi çıkarmam. Ve bir yanılsamaya inanmaya başlamak.

* Ama ona dokunmak istemiyorum. Yaşayan ölüler mezarlığında olmak istemiyorum.

* Battaniyedeki bir delikten dışarı çıkan ayak parmaklarım, hâlâ burada olduğumu hatırlatıyor bana.
Gün be gün, farkına varmadan bir parmağımı, hergün deliğe daha fazla soktum. Yarın tüm ayağım olacak. Sonra bacağım. Ve yakında da bütün vücudum. Bu delikle kendimi boğmadan önce bu hayatı bırakmam gerektiğini hissediyorum.

* Şiir, bir pistonu tamir etmeye yaramaz.

* O gün. Korkunun içimizdeki derin kuytularda yaşadığını ve bir kas dağının ya da binlerce askerin
hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini anladım.

* Terbiyeci haklıydı. Yan yana getirilen kelimelerde bir sır vardı.

* Bir satıcı boşlukta bağırıyor. Bu sabah yüz sayfayı boyayacak kadar kan var. Ve öfkelerini bastırmak için onları satın alacak. Yeterince de insan. Tüfeğimi çekip bir arabaya ateş ediyorum.
Namluya bakıp, babama doğru nişan alıyorum. Samanyolu kadar kocaman kıçına bir fişek yapıştırmak istiyorum. Çünkü otobüs bekliyorum..Ve gelecek hafta da bekliyor olacağım. Yine bekleyeceğim...

* Rıhtımlarda geçip giden gemileri seyretmekten sıkılırız. Asla binemeyeceğimiz gemileri.

* Belki de namluyu burnuma dayayıp düşüncelerimi her yere savurmalıyım. Piçkuruları...
Köşeme çekilmeden önce havaya uçtuğumu görseler eminim şoke olurlardı.

* İçgüdülerim bana yol gösterirdi ama ben gene de onun oda numarasını sordum. Onun adını söylediğimde kendimi çok tuhaf hissettim... Çünkü o ad, benim de adımdı.

* O an tek düşünebildiğim harika bir film sahnesi olabileceğiydi. Her zaman ki gibi. Kendi yaşamımın seyircisiydim...

Düşlediğim için, ben ben değilim.
Çünkü düşlüyorum.
Düşlüyorum...
Çünkü onlar beni güne bırakmadan
önce, ben kendimi...

...düşlerime bıraktım.

Çünkü sevmiyorum...
Çünkü sevmekten korktum...
Artık düşlemeyeceğim.
Artık düşlemeyeceğim.

"Sen benim kadınım..."
"Kanlı hüznüm..."
"Yalnızlığın çığlığı,
tek başına bıraktığı,..."
"Bedenimi deliyor."
"Hayat yolumu şaşırdığımda..."
"Geceleri hep yanımdasın,"
"Borcumu, yüz katıyla
geri ödedim sana."

Düşün kehribar rengi...
Bana söylediğin yalanın
küllerinden...
Geriye kalandır.
Beyaz huzur...
Sonsuzlukta bir andır...
Bir bıçakla hüznümü delen...
Siyah saçlı, hain bir öksüz...
Ve yalnızlığımda...
Tekrar tekrar doğup,
bana pişmanlık bırakan...
Ak göğüs.
"Ve başımı dinlendireceğim
Yutan Yutulan'daki..."
"...iki kelime arasında."
"Leolo."


Yönetmen:Jean-Claude Lauzon Senaryo:Jean-Claude Lauzon
Yapımcı:Lyse Lafontaine, Aimée Danis
Süre:1 saat 47 dk
Yapım:1992 ~ Fransa