.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

14 Eyl 2011

Welkam tu depresyon



“Yağmurlu bir pazar günü öğleden sonra ne yapacağını bilemeyen milyonlar, bir de ölümsüzlük isterler.” (Murat Menteş)


“… demek istediğim şeyi anlatamıyorum. Anlatabilsem de, anlatmayı isteyeceğimden pek emin değilim. “(  J.D. Salinger) 


“sanatta kalitenin belirtisi bence şu: bir şey okuduğumda, gördüğümde ya da dinlediğimde birden birisinin benim de düşündüğüm ve yaşadığım bir şeyi ifade ettiği duygusuna kapılıyorum. ya da bir anlığına, bende güzellik hissi veya sevinci uyandırıyor. büyük bir edebiyat eserini okuduğunuzda, söylediğinizi ya da duyduğunuzu zannetiğiniz bir bir iki cümleye mutlaka rastlarsınız.” ( Krzysztof Kieslowski )


“…ve tek bir elmanın düyanın en pahalı elmasından daha kıymetli ve güzel geldiği gün, işte o gün hiç çekinmeden “yaşıyoruz” diyebileceğiz…” ( Melanous )


Biriyle iletişime geçtiğimde ya o kabın şeklini alırım ya da onun şeklimi almasına izin veririm. Bunun yüksek oktavdaki adı ‘aktarım’, düşük oktavdaki adı aşktır. Dönüşen ve dönüştüren, mutlak bir ‘dönüşmüş’ olmanın hazzında yalnızca birbirlerine bölünür ve yine yalnızca Bir’inde çoğalırlar. Oysa bu kez O’nun ne olduğunu bilmemeye karşı direniyorum. Çünkü her şeyi tanımlama gereksinimi duyan, sessizliği bölüşülemeyen tek lanet olarak dışlayan, bu yüzden konuştukça kendi sesini hiçleştiren, her ayak izini doğru ağırlıkla eşlemeye çalışan ve yitirdiği her kadının sağlamasını bir sonrakinde yapan zihinsel patolojimin O’nu çarpıtmasını istemiyorum. (Alıntı)


Dinlendim. Güçlüyüm. Bedenimi önemsiz bir yaşantıya kaptırmakla aklımı korudum.( Oğuz Atay / Tutunamayanlar)


“..şunu ya da bunu yapıp para kazanmak ve toplumca onaylanmak varken,şiir yazmak,sanatla uğraşmak,topluluk kurup müzik yapmak,politikayla ilgilenmek düpedüz şuursuzluk ve ancak gençlikle açıklanabilecek boşa bir uğraş.
para,mülk,güvence ya da statü kazanmanın değer olduğu bir dünyada hacim kaplamayan her şey böyle değerlendiliyor..” (Murathan Mungan)


“iki insan birbirini yalnız bırakabilir. iki yalnız birbirini kurtaramaz yalnızlıktan…yalnızlık: gelişi doğumun ki gibidir, iki kişi ister. gidişi ölümün ki gibidir, bir kişi ister”(Özdemir Asaf)


“bir gecede,bir günde, bir hayalde veyahut hiçbirinde, bu mu nedeni kayboluşunun? gördüğümüz, göründüğümüz her şey rüya içinde rüyadan ibaret..” ( Adger Allan Poe)


“ne kadar azsan,
yasamini ne kadar az gorkemli kurmussan
o kadar coksun demektir
ve gorkemli yasamin da
o denli buyuktur.” (Marx)

''Bazı duyguları bildiğin kelimelerle açıklayamazsın. Sen en yakın kelimeyi seçersin, aradığın kelime kesinlikle o değildir...'' (Bukowski)
 
baygındım/ölüydüm/yüzüyordummorbirsuda/
gözümkapalıydı/konuşmuyordum/
oyunbitmezkidiyordum/vezireçıkıyordum/
vezirleribenimdiyeşillerin/almıştım/
alıyordumartık/karşıkarşıyagelmiştik/
oyunbitmezkibitmezkibitmezki...(Bilge Karasu)



“Canlıların birbirini öldürüp yemelerini ana hareket edinmiş ekolojik sistem ne kadar faşistse, öleni gömmek de o kadar canavarca. Doğanın gereği faşistlik. Güçlünün zayıfı yemesi faşizan ve doğal.Ölüyü gömmek de dostluk,aşk gibi kavramları yalanlayan en büyük doğa geleneği. Ki bu gelenek hayatta kalana unutmayı emrediyor. Unutmak için toprağa gömmeyi. Yoksa kokutuyor cesedi. Çürütüyor gözlerinin önünde artık nefes almayan dostunu,sevgilini..” (Hakan Günday)


Tecellinin içinde ecel durur sevgilim, görmedin mi?

Adaletin içinde zalim durur...(Birhan Keskin)


Don Kişot, bir uygarlığın gençliğini temsil eder: Kendine olaylar icat ediyordu — bizse üzerimize gelen olayların elinden nasıl kurtulacağımızı bilemiyoruz.(Alıntı)


"Seni hatırlamak, gitmek gibi bir şey.
Belki hep ‘gitmek’i yazdığın için. Can yakıcı.
Bir yanıyla da yük atar gibi, ama her şeyi terk ederken
dahi durmadan dönüp ardına bakan insanların gidişi gibi.
Bir daha hiç geri dönmeyenlerin gidişi gibi." (Yıldırım Türker - Tezer’e Mektup)



“bir tanrıya inanmayı çok isterdim bay stevenson.
insan bazen affedilmeyi çok istiyor.” ( Ece Temelkuran)



Sessizlik sandığımız, ölülerin nabız atışları. Avuç avuç sözcük atıyorum sessizliğe, her biri bir yol, bir ağıt, bir ayna. ( Aslı Erdoğan)

''Hakkınızda hiç bir şey bilmeden size tapıyorlarsa aynı nedenle sizden nefret de edebilirler. ''( Marilyn Monroe)


o gece.karanlığın girmeye korktuğu şehri geçtim.gölge olmayınca ruh yalnızdı.uludum..(Bejan Matur)


ruhumu saran sessizliğe seni nasıl bağışlatacağım

kalbi olmayan bu bedenin üstünde

tanınmaz olana dek devam edecek


bu işkence….
(Umay Gedikoğlu)


gece saat 3.30 senin için bir şeyler

yazmak istiyorum ama gözlerinin

karşılaştığın insanlara nasıl sevgiyle

baktığından başka birşey gelmiyor

aklıma. içimdeyken bana bakışın

bir de. kumru değiliz biz.

geyiklerin sonu da çok acıklı.

ne kalıyor geriye?
( Lale Müldür)




her şey bir aldatmacadır: en az yanılmaya bakmak, normal ölçüler içinde kalmak, en aşırının peşinden gitmek. birinci durumda ona ulaşmayı kendisi için kolaylaştırmaya çalışarak insan aldatır iyi'yi, ve eline yetersiz silahlar vererek aldatır kötü'yü. ikinci durumda, dünyevi işlerde bile ele geçirilmeye uğraşılmadığı için aldatılır iyi. üçüncü durumda ise, kendisinden olabildiğince uzaklaşılarak aldatılır iyi, ve en aşırıya vardırılarak güçsüz kılınacağı umulduğu için aldatılır kötü. bunların içinden yeğlenebilir olarak ikinci durum görünüyor, çünkü her durumda iyi aldatılırken, hiç olmazsa bu durumda, en azından görünüşte, kötü aldatılmamaktadır. (franz kafka)



 ; İncelikler Yüzünden