.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

10/21/2011

Kendimle Konuşmalar



Ruhum Bana Vazetti

Ruhum bana vazetti ve kendine küfredene dostluk gösteren ama halkın nefret ettiği insanı sevmeyi öğretti.Ruhum bana Sevgi’nin sadece sevende değil, sevilende de kendisiyle gururlandığını gösterdi.

Ruhum bana vazetmeden önce Sevgi yüreğimde iki çivi arasına gerilmiş ince bir ipti.
Ama şimdi başı sonu, sonu da başı olan bir hale oldu. Bu hale bütün varlıkları çevreler ve bundan sonra var olacakları da kucaklamak üzere yavaş yavaş genişler.

Ruhum bana öğüt verdi ve cildin, biçimin ve rengin altında gizli olan güzelliği görmeyi öğretti. Gerçek çekicilikleri ve hoşlukları görünene kadar çirkin denen insanlar hakkında uzun uzun düşünmem için beni eğitti.
Ruhumun öğüdüne kadar Güzellik’i iki sis kolonu arasında titreyen bir meşale gibi görürdüm. Şimdi sis kayboldu,alevlerden başka bir şey görmüyorum.

Ruhum bana vazetti ve dilin, gırtlağın ve dudakların çıkaramayacağı sesleri dinlemeyi öğretti.
Ruhum bana vazedene kadar gürültü ve feryattan başka bir şey duymazdım. Ama şimdi Sessizlik’i daha kolay duyuyor, Görünmeyen’in sırlarını haykıran çağların ilahilerini ve gökkubbenin şarkılarını dinliyorum.

Ruhum bana vazetti ve sıkılmamış, hiçbir elin ve dudağın dokunamayacağı kadehlere hiçbir zaman doldurulamayacak şarabı içmeyi öğretti.
Ruhum bana vazedene kadar susuzluğum bir yudum suyun söndürdüğü küller altında gizlenmiş belirsiz bir kıvılcım gibiydi.
Ama şimdi arzum kadehim, duygularım şarabım, yalnızlığım sarhoşluğum oldu; artık bu dindirilemeyen susuzluğumda sonsuz sevincimi yaşıyorum.

Ruhum bana vazetti ve insan biçimine girmemiş olana dokunmayı öğretti; dokunduğumuz her şeyin arzumuzun parçası olduğunu gösterdi.
Ama şimdi parmaklarım, evrendeki Görünmeyen’le birleşen şeye karışan sise dönüştü. Ruhum beni mersinden ya da tütsüden yayılmayan kokuyu solumam için eğitti. Ruhum bana vazedene kadar bahçelerdeki, şişelerdeki ya da buhurdanlıklardaki kokulara ihtiyacım vardı.
Ama şimdi adaklar ya da kurbanlar için yakılmamış olan tütsülerin de kokusunu alabiliyorum. Ve yüreğime boşluğun neşeli esintileriyle hiçbir zaman sürüklenmeyecek kokuları dolduruyorum.

Ruhum bana vazetti ve Görünmezlik ya da Tehlike çağırdığında, ”Hazırım” diyebilmeyi öğretti.Ruhum bana vazedene kadar tanıdıklarım dışında haykıranların sesine ses vermezdim ve kolay ve düz yollar dışındakilerde yürümezdim.
Şimdi Görünmezlik, Görünmezlik’e ulaşmak için koşturabileceğim bir at oldu; düzlükler doruğa tırmanacağım merdivene dönüştü.

Ruhum benimle konuştu ve dedi ki, ”Zaman’ı, ‘dün vardı, yarın da olacak,’ diyerek ölçme.”
Ve ruhum benimle konuşana kadar Geçmiş’i hiçbir zaman tekrarlamayacak, Gelecek’i de asla ulaşılamayacak bir çağ olarak hayal ederdim.
Şimdi bu anın bütün anları kapsadığını ve içinde umut edilebilecek, yapılabilecek ve anlaşılabilecek her şeyin bulunduğunu anlıyorum.

Ruhum bana vazedip boşluğu, ” Burası, orası ve şurası,” diye sınırlamamam için beni uyardı.
Ruhum bana vazedene kadar yürüdüğüm yerin boşluğun diğer yerlerinden uzak olduğuna inanırdım.
Şimdi bulunduğum yerin her yeri içerdiğini ve yürüdüğüm mesafenin bütün mesafeleri kapsadığını anlıyorum.

Ruhum beni eğitti ve başkaları uyurken uyanık kalmamı öğütledi. Ve başkaları çalışırken uykuya teslim olmamı.
Ruhum bana vazedene kadar uykumda ne onların düşlerini görürdüm, ne de onlar benim hayallerimi düşlerdi.
Şimdi onlar beni seyretmezken asla düş gemimle açılmıyorum, onlar da ben özgürlüklerine katılmadıkça hayallerinde göklere yükselmiyorlar.

Ruhum bana vazetti ve dedi ki, ” Övgülerle kibirlenme, ayıplamalarla sıkıntıya düşme.”
Ruhumun öğütlerine kadar işlerimin değerinden kuşku duyardım.
Şimdi ağaçların İlkbaharda çiçeklenmesi ve Yazın meyve vermesi için övgülere gerek olmadığını biliyorum; ve ayıplanmaktan korkmadan Güzün yapraklarını döküp Kışın çıplak kaldıklarını.

Ruhum bana vazetti ve ne cücelerden daha büyük, ne de devlerden daha küçük olduğumu gösterdi.
Ruhum bana vazedene kadar insanlığı iki kişi olarak görürdüm: biri acıdığım güçsüz, diğeri izlediğim ya da direndiğim güçlü.
Ama şimdi her ikisi de olduğumu ve ikisinin aynı maddeden yapıldığını biliyorum. Kaynağım, onların kaynağı; bilincim, onların bilinci; kavgam onların kavgası; haccım, onların haccı.
Onlar günahkarsa, ben de günahkarım. Onlar iyiyse bundan ben gurur duyarım.Yükselirlerse onlarla yükselirim. Hareketsiz kalırlarsa tembelliklerinden utanırım.

Ruhum benimle konuştu ve dedi ki, ”Taşıdığın fener senin değildir, söylediğin şarkı senin yüreğinde bestelenmedi, ışığı taşısan bile ışık olmazsın, lutun tellerini titreterek lut çalamazsın.”

Ruhum bana vazetti, kardeşim ve çok şey öğretti. Çünkü sen ve ben biriz, benim içimdekileri hemen ortaya dökmem ve senin içindekini bir sır gibi gizlemen dışında, aramızda bir fark yok. Ama senin sır saklamanda bir çeşit erdemdir.