.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

11/22/2011

Biz burda Devrim yapıyoruz sinyorita




insanlık, son yüzyılda, en az tanrı kadar iyi bir masal daha üretti: neo-liberalizmin
yeryüzünün yapabileceği en iyi şey olduğuna dair bir masal bu. başka hangi yüzyılda
krallar, daha az kişinin daha çok yiyeceği, daha çok kişinin aç kalarak öleceğini ve
herkes için en iyisinin bu olduğunu söylese bu kadar geniş bir tebayı inandırabilirlerdi
kendine? hangi kral, "gökyüzünün ve yeryüzünün tüm renklerini yok olana kadar somuracağız
maviyi ve yeşili. doğanın kusmuklarından çiklet ve deodorant yapacağız," dese, hangi
çılgın teba sevinçle koşarda çikletlerle deodorantları almaya? "asyalı çocukları tuvalete
bile gitmelerini yasaklayarak çalıştıracağız ve onların küçük elleriyle yaptıkları
plastik oyuncakları hazır yemek zincirlerinde dünyanın dört bir yerinde hediye olarak,
zehirli "çocuk menüleriyle" birlikte başka çocuklara vereceğiz. böylece doğu'daki ve
batı'daki çocukların aynı anda canına okuyacağız" dese krallar, hangi cahil ortaçağ
insanı inanırdı buna? başka ne diyor krallar?

bir kıtanın bütün güzel küçük kızlarını alıp para karşılığı tecavüze uğramaları için
gemilere bindirip başka memleketlere göndereceğiz!

geri kalan erkeklere birbirlerini öldürmeleri için eski masalları hatırlatacağız.
"kimlik" ve "inanç" diye iki karışmış yumağı önlerine atacağız ve onları bu yumakların
olmayan ucunu bulmaya çalışırken gerek duydukları silahları, kurşunları biz onlara
satacağız.

güney'i öyle sersemleteceğiz ve öyle susturacağız ki iyice sersemleyip gövdelerine
bombalar bağlayıp şehir merkezlerinde patlayacak insanlar. biz bu arada fabrika
gemilerimizle kendimize ucuz işçi aramak için ülke ülke dolaşacağız. hangi ülkenin
zenginleri bizi açlardan korumak için daha çok silah ve vicdansızlığa sahipse orada
konaklayıp emeceğiz zenginlikler bitince "bay bay!" deyip çekip gideceğiz. ha, belki
geride bizden hatıra olsun diye ufak tefek toplumsal sorumluluk projeleri bırakacağız.
diyelim nijerya'da toprağın canını emip, buna karşı çıkanları astırıp arkasından bir
çocuk parkı yapacağız.

ortadoğu'nun kalbini duvarla ikiye ayıracağız. duvar işi tutarsa bu fikri amerika
kıtalarına taşıyacağız.

batı'da insanların yapılanlardan vicdan azabı duymasın diye yeni filmler üreteceğiz
durmadan. kötü adamları vampirlerden ve şeytanlardan tutacağız. gençler artık dünyayı
kurtarmak istemeyecekler çünkü kötülüğün, vampirler ve ufo'lardan geldiğine inanacaklar.
eski isyan hikâyelerini onlardan o kadar iyi saklayacağız ki yoksunluğun kaderleri
olduğuna başka bir şey bilmeyecekler. öfkelendikçe elerindeki "play station" düğmelerine
daha hızlı basıp hayali canavarları öldürecekler. yetmezse internetten silah ısmarlayıp,
kurşunlarını wall mart'tan alıp gidip okullarında asgari ücretle çalışan öğretmenlerini
vuracaklar. onlar öğretmenleri vurmazsa öğretmenler aklını oynatıp öğrencilerini
kurşunlayacaklar. bu arada hiçbir şey üretmeden sayılarla oynayanlar wall street'de,
öğretmenler ve öğrenciler için onlar hiç bilmeden karar verecekler. onlar karar vermeden
önce sabahları gelip askerler, ortadoğu'ya uzaktan attıkları bombaların çocukları
öldürdüğünü saklayarak borsanın başlangıç çanını çalacaklar.

gün akşam olacak, avrupa'nın arka sokaklarında "kâğıtsız" ve "kayıtsız" adamlar ve
kadınlar, nelerini satsalar sabaha bir çörek parası kazanacaklarını düşünecekler. en çok
kamyonların arkasından gelen ve yeni kâğıtsız ve kayıtsız adamlardan ve kadınlardan, yani
kendilerinden de ucuz olandan nefret edecekler. gölge gibi büyüyecek kalabalıklar
sokaklarda. çünkü sistemin güneşi battıkça uzayacak yoksulluğun gölgesi. bütün avrupa
kapkara bir buluta benzeyen yoksulluk gölgesiyle karanlıkta kalana kadar sürecek bu.
sonra bir gün paris'in arka sokaklarında gölgelerin arasında bir patlama duyulacak, bir
araba yanacak. büyük isyan için geri sayım başlayacak.

bütün bunlar olurken, bütün bunlar geçip giderken yerin yüzünden, karın kaslarımızın
düzleşmesi için yeni aletler icat edilecek ve victoria's secret defilesi için yeni
seçmeler yapılacak. güzellik yarışmalarında kızlar insanlara yardım etmekten söz edecek
ve dünya barışından: ama yine de en güzel memelisi birinci gelecek. araba ve kot pantolon
reklâmlarında icat edilecek hayat sloganları. giderek daha büyük kalabalıklar,
içlerindeki sıkıntıdan nike ayakkabı giyerek kurtulabileceğine inanacak. kadınların
dudakları kolajenle şişerken, erkekler, içinden ferrari'ler geçen hayaller için bir araya
gelecekler sadece. çocuklarımızı göndermek için en iyi okulları bulmaya çalışacağız ve bu
okulların hiç biri çocuklara ağaçların isimlerini öğretemeyecek, bir simidi tam ikiye
bölerek paylaşmayı ve arka sıralarda oturan bahtsızlarla dayanışmayı. arada birkaç tane
üretim hatası çıkarsa, bir çocuğun aklına bütün bunların yanlış olduğu takılıverirse
onların da icabına, zamanı gelince hapishanelerimiz bakacak. hapishanelerimiz
kıymalaştırılamamış genç insanları sadece atm'lerden para çekebilen yaratıklara
dönüştürene kadar işkence edecek. işkenceden bir sonuç alamazsa bazı mahkûmlar "sabuna
basıp kayıp düşecek". ölenler hesabı sorulamayacak kadar çoğalacak. hesap sormak
isteyenler aç kalmakla tehdit edilecek. sonunda ekranda kolları ve bacakları olmayan bir
çocuk göreceksiniz zenginlerin bombalarıyla yok edilmiş bir çocuk çıkıp o zenginlerden
takma kol ve bacak alacak. dünya ağlarken izlediklerine, reklâmlar girecek. en sonunda
bütün bunların yeniden başlaması için bir reklâm arası verilecek. reklâmlar bitince... ne
demiştik en başta? krallar yeniden konuşmaya başlayacak. konuştuklarında en çok bütün
bunların insanlığın başına gelebilecek en iyi şey olduğunu söyleyecek krallar. biz başka
bütün hayat seçeneklerinin hayal olduğuna inanacağız bu keşmekeşin içinde. ya
ulaşılamayacak kadar güzel ya güzel olamayacak kadar masalsı.