.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/10/2012

Bir gün



hayatımda. Bir çocuk mızıklansın, biri kapıları çarpsın, radyo parazit yapsın, sokak satıcıları detone sesleriyle bağırsın, aceleci sürücüler kornalarını sinirli sinirli öttürsün istiyorum. Çamaşır makinesi homurdansın, musluklar tıslasın, gevşemiş armatürlerden tıp tıp su damlasın, evimi temizlemeye gelen kadın beni hiç ilgilendirmeyen saçma sapan rüyalarını ve kaynanasının bel ağrılarını anlatsın, karşıma geçip... Gündelik yaşamımın, arka planında, farkına bile varmadan alıştığım fon müziği sesleri olmayınca zaman akmıyor, mekân da iki
boyuta iniveriyormuş. Bu-nalarak bekliyorum bu boğucu mekânın ve akmayan zamanın içinde. Dışarda ayak sesleri duyuluyor. Bir köpek gibi kulaklarımı dikip dinliyorum. Biri kapıyı açıyor, başını uzatıp bana bakıyor ve hiçbir şey söylemeden kapıyı çekip gidiyor. Demek kilitli değilmiş kapı! Ferahlıyorum biraz. Ayak sesleri uzaklaşıyor. Az önceki mutlak ve yoğun sessizlik kaplıyor yine odayı. Tıs yok. Renk yok. Hareket yok. Ben bej giysilerimin içinde, hiç kımıldamadan iskemlemde oturmaktayım. Yaşamın içinde değilim de bir fotoğrafa hapsedilmişim sanki. Birdenbire, karnımın gurultusu gök gürültüsü gibi yankılanıyor kulağımda. Ohh! Yaşadığıma dair bir işaret bu. Seviniyorum. Elimi göğsüme koyup kalbimin atışlarım da dinliyorum can kulağı ile. İyice dikkat kesilsem, kanımın damarlanmda akışını da duyabilir miyim acaba? Kişinin kendisiyle baş başa
kalmasının bu kadar ağır ve dayanılmaz bir yük olduğunu hiç fark etmemişim şimdiye dek. Tanrım, kendi hür irademle buraya kadar tıpış tıpış gelerek, tutuklu konumuna mı düştüm? Burada, bu odada bir siyasi mahkûmla yapacağım görüşme, onca dikkate, özene rağmen duyuldu ve şimdi de ben mi bir mahkûm oldum
bu taş duvarların arasında? Bu bekleme hiç bitmeyecek mi?