.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/27/2012

"kurtulmak metafizik bir tecavüz yalnızca"



içinde yaşadığımız cehennem, şehirlerimizin cehennemine karşılık geliyor. şehirlermiz zihniyetlerimizin ölçüsü, ölüm istenci yaşama coşkusuna öncülük ediyor ve hangisinin bize esin kaynağı olduğunu ayırt edemiyoruz. tekrarlanıp duran işlere koşturuyor ve doruklara yükselmekle övünüyoruz. ölçüsüzlüğün elinde esiriz ve düşünüp taşınmadan sürekli binalar inşa ediyoruz. dünya bir süre sonra yalnızca bir şantiye olacak. burada, beyaz karıncalar gibi, milyarlarca kör, uğultunun ve leş kokusunun içinde otomatlar gibi didinip duracaktır soluksuz kalana dek. günün birinde deli gibi uyanıp, bıkıp usanmadan birbirlerini boğazlarmaya koyuklacaklar. içine gömüldüğümüz bu evrende delilik, yabancılaşmış insanın, imkanlarının gerisinde kalmış ve eserlerinin kölesi olmuş insanın kendiliğindenliğinin alacağı biçimdir. delilik artık elli katlı konutlarımızın altında kuluçkaya yatıyor. deliliğin kökünü kazıma yönündeki acilliyetimize rağmen, yeni tanrı odur, ona bir tür ibadette bulunsak bile yatıştıramayız onu: ölümümüzdür o, hiç durmadan her şeyi talep eder.

biz ne zaman korkarsak, bütün bu uyuşuk halimize rağmen gazeteciler kalkıp kaygılarımızı dağıtmaya çalışırlar; onların vaatlerinden bir düzenbazlık antolojisi yapabiliriz. günün birinde elimizi attığımız her şey leziz yiyeceklere dönüşecek, günün birinde atıklar okyanusların dibindeki kırık çizgilerine yığıldıktan sonra toprağın derinlerine gömülecekler, günün birinde yaşamak için çalışmak zorunda kalmayacağız ve vaktimizi eğlenerek geçireceğiz, günün birinde gezegenleri birbiri ardına kolonileştireceğiz. ayakta uyutan bu masalları, insan türünün dörtte üçü köpeklerimizden ve kedilerimizden bile daha berbat koşullarda yaşarken yayınlıyorlar; hem de sınırsız bolluk vaat edilen en kötü durumdaki dörtte birlik nüfusun kendi aşağlık durumlarından çıkma umudu yokken ve bu mucizelerin geçerliliğinden kuşku duyacak gerekçesi varken yapıyorlar bunu. çünkü, sonu, yerkürenin yüzeyine dalga dalga ve şimşek hızında yayılması için, mutlak dehşetten hayatta kalanların kadim yoksuluğun sultası altında acılar ve sıkıntılar çekerek sürünmesi için tek bir savaş yeterlidir.

bir tanrı varsa eğer kaos ve ölüm de o'nun sanları arasında yer alacaktır. tanrı yoksa bu da aynı anlama gelir. istediğimiz kadar günlük yakalım, belirsizliğe ve çürmeye mahkumuz, neye taparsak tapalım, kurtuluş yok, iyilerle kötülerin yazgısı aynı, azizleri de canavarları da aynı uçurum kucaklıyor, adil olma ve adaletsizlik fikri, görgü kuralları gereği bağlı kaldığımız bir sayıklamadan başka bir şey olmadı hiç. aslında dinsel ve ahlaki fikirlerin kaynağı insandır. bunu insanın dışında aramak anlamsızlıktır. insan metafizik bir hayvandır.

Kaos'un Kutsal Kitabı / Albert Caraco

Versus Yayınları / Çeviren : Işık Ergüden / Eylül 2007