.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

3/23/2012

Bazı sesler canavardır. Bazı sessizliklikler gibi..



Biraz geride, hıçkırıklarımın canlı tuttuğu plastik bir adam gülümsüyor. Oraya doğru gidiyorum. Onun yalancı rüyasına... Tek evim olan onun zalim kalbine..

Kadın: Pis yalancı.. Senin için bir şarkı tuttum.. Şarkı ''En büyük aşkımı öldürdüm'' diye ağlıyordu.
Erkek: Bütün yalan zamanlarda çarpan senin kalbin değil miydi?
K: Bütün yalan zamanlarda çarpan "ya yarın yanımda olmazsa" diye sayıklayan sütyenimdi..
E: Sadece emin olmak istedim.. Bir kez daha uyanmak istemedim. Sen sözcük cambazısın, bunu anladım. Beni hep sözcüklerle sevdin. Sözcüklerin dokunmuyor hiçbir yerime, duymak istemiyorum. Sevmiyorum onları.

Erkek başını yumuşak yastığa gömüyor. Sırtında inip çıkan bir gürültü odaya yayılıyor. Orada kürek kemiklerinin üstünde boğulan bir gül tutuyorum. Erimiş mumlarla kaplıyorum sırtını. İyi kapanmamış musluk tıslıyor. Bazı sesler canavardır. Bazı sessizliklikler gibi.. Parmaklarımı kaşlarının arasında gezdiriyorum. Isırdığım elmanın ıslak sesi yapışıyor alnına. Aldırmıyor. Nasılsa hasta, yalancı ve unutkan olduğumu biliyor. Yine saçlarım memelerime yığılıp kalıyor. Çünkü hasta, yalancı ve unutkan olmadığımı biliyorum. Çünkü hatırlıyorum; düşmek için dudaklarımın aşktan utanmasını gerektiğini.

K: Yüzünü duvarlara sürterek gideceksin. Eskiyen yeşil bir ceket gibi. Film izleyip, sakız çiğneyeceğim. Kendini göremediğin rüyalar göreceksin. Elimi göz yaşlarıma daldırıp daldırıp bekleyeceğim. Aynı yatakta, aynı fanilayla bana gelmeni. Perdeleri kapatmanı, "üşümeyelim" demeni.
E: Öyleyse sana bir veda hediyesi vermeliyim. Belki bu cesaretini kırar. Senden tiksiniyorum.
K: O kadar cesaret biriktirdim ki. Yüzüklerim bile parmaklarımdan sarkıyor. Tek korkum birilerine benzememekti. Şİmdiyse tam tersi. Tiksinmenden utanmıyorum. Gurur da duymuyorum. Fark etmeden hayata birşey yapıyoruz. İyi mi kötü mü bilinmez. Ama bak, yine de bizi ayakta tutan en güçlü şey nefret.
E: Bazı sesler canavar mı? Sırtımda ölen gül-mül yok. TAnrıyım ben. Erkeğim ben!! Belki ölürsün, ben görmeden.
K: Bir zamanlar ölmek istediğim şarkıyı sana gelmesi için hayata hediye etmiştim. Bir daha asla sevmemek pahasına. Her aşkın borcu vardır onu dudaklarında taşı. Özür dilerim, seni tabutumu okşayacak kaşmir el sanmıştım. Bilmezdim sadece tanrılığa düşkün bir tanrı olduğunu.
E: Dudakların bana içindeki acıyı verdi. Acını sevmiyorum, seni sevmiyorum.
K: İçimde hala otel odaları duruyor. Upuzun ve canlı bir vücudun saçlarımdaki dilekleri koparıp atışını görüyorum. Yeni bir nisan ayı arıyor. HAklı kılacak en acıklı vedayı.
E: Gitmiyormuş gibi yap ama git. Bu katlanılmaz bir kabus, yastığıma yapışım kalan bir karabasan. Başım hala kestaneleri toplayıp doldurduğun eteğinin üstünde. Hiç söylemediğim sözler bunlar. Hiç konuşmadık.
K: Sahipsiz kalacak aşkım için birazTUZ istiyorum. Nasılsa acının silahını kullanacağımı biliyorum. Katlanır sırtın, katlanır gömleğin, dikiş tutmaz ceketin. Canım, saçlarımın kül renkli tokası.
E: Pisliksin... Seni tanıdığım güne lanet olsun.
K: Ne işe yarar kırman zamanı. Rüzgar sadık bir saattir, gitmek zamanı geldiğinde dalgalandırır perdeleri. Benim eteklerim siyah tülden ve bacak arama at kestaneleri doluştu. Senin için tüm kapıları tekmeleyerek kıracaktım. Senin pahalı çelik kapılarını üfleyerek açacaktım. İkimiz de inanıyorduk o kestanelere, ikimiz de inanıyorduk aşk'a.. Belki de tek sırrımız buydu; eteklerimi saçlarıma havalandıran kestaneler!!!
E: Sadece bir rüzgar. Hepsi bu..!
K: Peki.. Bak yeni saçlarım. Yine mor. Vazgeçtiğimi sanıyorsun; Vazgeçmedim sevgilim, sadece boynumu güzel eydim. Mor buzdan yüzüğümü şiirimle temizledim. İçime batan tüm buzları erittim.
E: Devam etme yeter, delisin sen. Gitmeliyim, geç kalmıştım, denizin suyu çekildi, bırak beni.
K: Vazgeçmedim, vazgeçemem. Sen kestane ağaçlarını yandı mı sanıyorsun?
E: Ağlama artık, seni istemiyorum.
K: orda mısın? orda mısın?

Güle güle sevgilim. Kırık camları birleştirerek yaptığım yatağımın çarşafına yara bantları yapıştırıyorum. Tuzdan bıçaklar yontuyorum. Bir gün gelecekmiş gibi yap ama sakın gelme. Belki yaşarım, sen duymazsın.


Orospu Kırmızı / Umay Gedikoğlu