.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

5/05/2012

Namım, şanım, her şeyim senin, senin!



Deniz koyu lacivert olup bulutlar grileştiğinde, tersanenin paydos zilini duyan işçiler, üzgün ve çökük suratlarla metal sokaklardaki evlerine doğru kendilerini bıraktılar. Freni patlayan kamyonun elektrik dağıtan trafoya çarpmasıyla Kolera kömür rengini aldı. Metal sokaklarda çalışan tamirci çırakları, ustalarının emriyle ellerindeki şalamaları yakıp geceyi gündüze çevirdiler. İmparatorlar şalamalardan gelen ışığın altında, yarım işlerim bitirmek için takır takır çalıştılar. Köylü kadınların "Yangın çıngıdan çıkar, söndürün onları!" diye bağırmaları Şenol'un gözü için üzülen mahalle sakinlerini, bitirimleri, covinoları neşeye boğdu. Kolera'nın kurnaz sokak delikanlıları, kız sevgililerini, erkekten dönme manitalarını kollarına takıp salama ışıklarının yansımadığı ara sokaklarda onlarla öpüşüp tırmalaştılar. Şalamaların ağzından çıkan okyanus mavisi, kanarya şansı, bayrak kırmızısı renkler Cura Baba'nın türbesine yayılırken, Gaftici Fethi, kurnazlıklarını daha önceden bildiği narin elli, uzun parmaklı çocukları, hırsızlıklara has sadakat yemini ettirmek, gafticiliğin sırlarını yaralı kurtlara öğretmek amacıyla Cura Baba'nın türbesinin önünde sıraya dizdi. "Ses kes! Hareket öğren! Beni dikkatle dinleyip söylediklerimi aynen uygularsanız zarbolarla hiçbir zaman başınız belaya girmez. Gaftiye çıkarken kendinizi çakı gibi hissetmeniz lazım. Ayağınızda spor ayakkabılar olsun ki ters bir durum karşısında anında olay yerinden kirişi kirasınız. Sabah ezanının okunduğu anlar gaftiye çıkmak için en iyi zamandır. Bütün holtalar sabah uykusunun en tatlı yerindeyken, siz ezan sesinin gürültüsünden yararlanıp işinizi çıtır çıtır bitirirsiniz. Aynı zamanda vukuat gündüze dahil olduğu için yakalansanız bile cezanız yan yarıya hafifler. Parmaklarınızı her sabah bu türbenin köşesinden alacağınız ince kuma yarım saat sokup çıkann. Göreceksiniz ki parmaklarınız eskisinden daha narin, çevik ve iş bitirici olacaktır."

Gaftici Fethi, mesleğe yeni girecek yaralı kurtlara, yemin töreninden önce adaba uygun olarak mumlan yaktırdı. "Biladerlerim, kardeşlerim, kankalar! Kolera'dan uluslararası hırsızlık madalyası kazanmış bir düzine hünerli gaftici çıktı. Bu şahsiyetlerin 'Saat kaç kardeş?' dedikleri insanlar, ömür boyu saatsiz dolaştılar. Aralarında öyle evciler vardı ki, yüzlerine kömür karası sürüp kan koca arasında gezinir, kendilerini göstermezlerdi." Yaralı kurtlar, sabah ezanında işe çıkacaklarına, işe çıkarken damarları açılsın diye sentetik tiner koklayacaklarına, parmaklarını her sabah ince kumda çalıştıracaklarına, -bu yemin pek geçerli olmasa damahalle halkına dokunmayacaklarına, bir kedi gibi sessiz yürüyeceklerine, hayati tehlike olmadıkça kan dökmeyeceklerine, hep beraber bağırarak söz verdiler. Tören merasimine geç uyanan seyirci kalabalığı, sadakat yeminine geçildiğinde, Cura Baba'nın etrafında yarım ay şeklinde toplandı. Koleralılar, arkadaşlarını zarbolara ihbar eden gafticilerin, büyük bir voli vurduktan sonra köşesine çekilip huzurlu hayat yaşamak isteyen uyanıkların, Azrail'in asasını kafalarına yediğini bildiklerinden, töreni nefeslerini tutarak izliyorlardı. Gaftici Fethi'nin "Damperli araba çarpsın mı, zarbolar çarmıha gersin mi, kafanıza kayalar yağsın mı?" diye yankılanan sert nağmelerinin ardından, yaralı kurtlar "Çarpsın, yağsın!" diyerek bağırmaya başladılar. Bir yandan kalabalığı kesen Fethi, bir yandan da çocukların yemin ederken ayaklarını kaldınp kaldırmadıklarını dikiz etti. Töreni dağıtmadan yaralı kurtlan manita okşar gibi kutlayıp, kulaklarına, yeminlerini tutmazlarsa Cura Baba tarafından cezalandırılacaklarını fısıldadı.

Gece, sarhoş olup sokaklarda neşeli şarkılar söyleyen lombakların coşkulu sesiyle, taş binaların altında kahve höpürdeten covinoların çikolata fabrikasından gelen kokuyu muhabbetlerine sindirmeleriyle sabaha doğru yürüdü. Berber Ali besmeleyle dükkânın paslanmış kilidini açtı. Gıli Gıli, berber dükkânının camını, lavabosunu, aynasını silip eski gazetelerden sakal tıraşı için köpük kâğıdı yapmaya başladı. İki gazeteden bir hafta kullanılacak kadar köpük kâğıdı çıkanp kolonyaların arasına sokuşturduktan sonra, her zaman oturduğu sandalyesine bakıp derinliklere daldı. Konsolos plakalı, ful aksesuarlı, son model bir Amerikan arabası berberin önünde frenleri kazıklayınca, Ali, ilk müşterisinin zengin biri olduğunu sanıp sıkı sıkıya avuçlarını ovuşturdu - her esnaf gibi zenginlerin bıraktığı siftahın uğurlu geldiğine inanırdı. Renkli camlı arabanın kapısı açılınca, tamir ettiği arabalarla hava atmaya bayılan Fil Hamit, isli suratı, yağlı saçlarıyla, domuz gibi sırıtarak aşağı atladı. Berber Ali, Fil Hamit'in mıymıntı şakasına karşılık iş önlüğünün cebinden meşhur Zaza marka usturasını çıkanp duvarda asılı deri kayışta şaklatarak bilemeye başladı. Usturayı önlü arkalı salladıkça, aletin bir yüzündeki kartal, öteki yüzündeki yılanı ısırıp ısırıp bıraktı. Her zamanki terbiyeli gülüşüyle babasının ustura oyununa dalıp giden Gıli Gıli, Madam Eleni'nin "Ela!" sesiyle irkilip dükkândan dışarı fırladı. Madam Eleni her sabah ıslak tabut sesiyle Salih'i çağınp Berber Ali'ye tabağında lokum olan az şekerli bir kahve sallandırırdı. Salih porselen fincandaki kahveyi titrete titrete götürüp babasının önüne bıraktı. Berber Ali, Madam Eleni'nin kendisine gösterdiği ilgiden heyecanlanıp Fil Hamit'in yüzüne küçük bir faca açtı -müşterileri kıllandırmayan bu façayı ancak Kolera'nın sanatkâr berberleri atabilirdi.

Poğaçacıların ve simitçilerin yanık sesi mahallede dalgalanırken, Kolera'nın yeraltı dünyasını ele geçirmek isteyen yamuk suratlı, yengeç yürüyüşlü adamlar, sokak aralarına dağılıp Arap Sado'ya pusu kurdular. Dostunun evinden yorgun argın çıkan Arap Sado, yumurta topuklu, sivri burunlu, ultra rugan ayakkabısının ökçesine basmış, kendisine kurulan tuzaktan habersiz, Oltu taşından yapılma tespihini şaklata şaklata mahallede sabah voltası atıp, Berber Ali'nin dükkânına damladı. Nazik cildi yıpranmasın diye sakalından bir perdah aldırıp, Gıli Gıli'ye her zaman yaptığı bıçak şakasını tekrarladı. Gıli, gözlerini kapatıp sessizce gülünce, Sado, berber dükkânının tabanına cebindeki bozuk paraların hepsini siftah niyetine atıp Kolera'nın ara sokaklarında boy göstermeye çıktı. Arap Sado'nun berber dükkânından çıktığını gören yengeç herifler, planlan gereği adres sormak için Arap Sado'nun önüne iki kişi yolladılar. Sado, Kolera'da hiç olmayan adresi soran kişilerden kıllanıp elini ceketinin zulasındaki emanete attı. Yengeç yürüyüşlü adamlardan biri Arap Sado'nun arkasına sessizce yaklaşıp elindeki bıçağı Sado'nun sırtına, ense köküne defalarca sokup çıkardı. Arap Sado, berber dükkânının önündeki parke taşlarının üzerine kan fışkırtarak serildi. Yengeç herifler işlerini bitirip Kolera'daki iyi insanların geçmeye cesaret edemedikleri sokaklara dağılınca, Arap Sado yıkıldığı taşların üzerinden kırık topaç gibi kıvranıp "Salih, Salih, koçum! Namım, şanım, her şeyim senin, senin!.." diye bös bös böğürdü. Gökyüzü bile gözyaşlarını tutamayıp ağlamaya başladı. Arap Sado, başına toplanan kalabalığın çıkardığı "Ne olmuş? Nasıl olmuş?" seslerinin altında gerçek bir Müslüman gibi salavat getirerek, yeni doğmuş çocuk masumluğunda çırpınarak hayata gözlerini kapadı. Zarboların siren sesi kulakları çınlatmaya başladığında, Gıli Gıli Salih, Arap Sado'nun kanlar içinde yatan bedenine kapanıp Sado'nun o muhteşem çakısını kaptı!

 İmparatorlar, tornacılar, marangozlar, çocukları sünnet ettiren, giydiren, bekâr gençleri evlendiren, tersoların cebine harçlık koyan babacan kabadayının ölmesiyle bulanık bir hayale dalıp çalışmayı kestiler. Arap Sado'nun mertliğine, yardımseverliğine hayran olan kadınlar, her nakısına gözyaşlarının düştüğü patiskaya, karanfil ve lale deseni işleyip kefen hazırlamaya başladılar. O akşam Kolera'nın iyi insanları ve Arap Sado'nun can arkadaşları, ruhlar âleminin gece bekçilerini kıskandırırcasına Sado'nun hâlâ ışıldayan bedenini beklemeye koyuldular; sağ taraftan çekmeye başladıkları 'özel günlerin kıyak çift kâğıtlısını' büyük bir sabırla soğuta soğuta içip bütün geçmiş zamanların en hicranlı yolculuğuna çıktılar. Gıli Gıli Salih'in yattığı teras katından gelen hıçkırıklar dışında Kolera'nın insanları o geceyi duman sessizliğinde yaşadı.