.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

7/20/2012

Dönenen Bir




Yalnızlık vardı erkeklerin içinde.
Dumanın ardından kadınlar yalnız değil. Kadınlar yalnız olmaz. İçtiğinde bile, dedim. Duman parçalandı. Yalnızlık vardı erkeklerin içinde. Kadın dumanların arasından sıyrılıyor, süzülüyordu. Işıklar karardı sonra.

Ayrılacağız nasıl olsa buluşmak boş.

Kadın, dumanları, akışıklıklarıyla yırtan kuşlara dikmişti gözlerini. Kuşlar ortada dönüyordu. Sonra bir kadının kolları karanlığın içinden geçti, onlara katıldı, kuşlar bu kollara uydu. Kuşlar yalnız değildi. Kadının kollarında yaşıyorlardı hep birlikte.
Yalnız olan erkeklerdi.Kadın yanlarındaydı, yalnız olamazdı.

Yarın ayrılacak olan o değil benim.

İspanyollar dönüyordu ortada.
Kabına sığmayan kıvranışlar içindeler kurtulmak istermiş gibi kurtulmanın boş olduğunu akıllarına bile getirmeden. Erkekler kuşlardan daha kuş, ayaklarının yerden kesileceği anı bekliyordu.
Kadınlarsa yayılıyor yerde dağılıyorlar dönmeler içinde.
Topunun topukları sağır ediciydi. Erkekler başlarını gene önlerine eğdiler.

İkimizin de üzerinde ayrılık asılı

İspanyollar döne dursun neden onlara bakmaktan içmekten gözümüzü örtünün ak üstüne ak nakışlarına dikmekten daha iyi bir şey yapamıyoruz.
İspanyollar yay bükümleri içinde toprağa bütün ağırlıklarıyla bastılar.
Uçmaktan bu gecelik de vazgeçtiler.
Erkekler kadının unutmuştu bir ara. Birden hatırladılar. Ağır Ağır içiyordu.
Herhangi bir gece onun için çer de bakar da. Bakıyordu ortaya gelen Barlini’ye. Baktık on parmağında sekiz çubuk, çubukları dengede tutuyor, tabaklara isteğince can veriyordu. Tabaklar, çubuklar, makaralar, sepetler, şapkalar, havaya uçtu, döndü, fırıldadı, kondu, eline, alnına, burnuna. Herkes ona bakıyordu. O, tabaklarına dikmişti gözünü. Onlara karşı: yalnızlığın örten dalgası içinde. Işık çevresinde dalgalanırken bile. “Çocukluğunda Anasından dayak yemiştir” dedim. ”Okula gitmemiştir bu işleri kavramağa çalıştığı günlerde. Anasını ağlatmıştır belki. Dövünmüştür arkasından kadın, oğlum serseri oldu diye”
Duman çekilmiyordu sözlerimin önünden. Sustum o zaman.
Üçümüz de içiyoruz boş lakırdılarla gülmekten kaçınmak için olsa gerek.
Güldü karşımda, ağzının yalnız bir köşesiyle. Konuşmamak en iyisi.

Yalnızlığı oyalamak yakışık almaz ama yarını düşünmeli
yüz adım ötede bir yerde ayrılacağız yarın, yarın da değil
bugün on sekiz saat sonra yatıp uyumak bu on sekiz saati
böler de uzatır da.
İrkildik.
İşte bundan fazlasını hiçbir zaman göremeyeceğim üçü de
zenci kırması böyle bebopu anlarım bir gövde bundan
fazlasını yapamaz uçuyor bunlar kadın bodur
erkekler sırım gibi konmadan uçuyorlar uçtular.
Kadın doygun bir küskünlük içindeydi.
Adamlar gene üzünç çalıyorlardı çalgılarında. Ortada dönenler vardı.

Biz yalnızız bu kedi de kucağıma çıktı sapsarı
tüyleri dökülüyor bahar geldi mırıltısından boğulacak
bu yabancı yerde bile yalnız değil kucağımda.

Trenler artık uzaktan değil yakından ötüyordu. Çanın sesi duvarın arkasında. Paralar alındı, paralar verildi. Otomobil karanlıktı.
Açık pencerelerinden baharla birlikte ölümü görüyorum
bu ölüm aylarında bu yıl da öleceğiz yarını o düşünmüyor sarhoş belki ben de çok içtim önce evde içtik sonra orada yarını ben düşünüyorum.

Öleceğimizi bilmeliydik. Bileti üç saat önce aldım.
Durmadan ölümler içinde ufalanır dururdum, öyle kaldım.
Her ölümden sonra daha yoksul, her ölümü daha doğumunda hazırlayarak,
sürükleme içinde, sürüklendiğimi bile bile,
ölümü en kısa gönenç içinde bile beklemek.
Dost ölümdedir. Bileti bir kaç saat önce aldım. Ama dünden beri aldığımı söylüyordum. Ölüm gerek bana. Varsınlar evlensinler. Ölümü ararım ben.
Ayrılık öncesi aksar her zaman. Boş boş bakılır gözlerin içine.
Sırıtılır, el sıkışılır, sigara içilir. Üst üste.
Aynı şeyi yapar dururuz, aynı hareketi, aynıyı yenilemektir elimizden gelen.
İki saat önce yabancılar karıştı aramıza, tren kalkıncaya değin ayrılmadılar. Onlar ayrılmadı, onlar kaldı ben gittim. Yabancıların yanında büsbütün yabancılaştık. Sırıtıldı, el sıkışıldı, sigara içildi. Tiksindim.

Ayrılmadık, ayırdılar. Hepsi sevinç içindeydi.
Kimse kimseyi kıskanmıyordu. Ben kıskandım.
Bahar havasında vagonların penceresi açılır. İçeriye ölüm esiyor.
Yenisi, yenilenecek olanı. Baharın mavisinde ölmeliyim.