.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

7/15/2012

Sürreal Yıllar



Her şeye kırgınlık, kırıklık mı var bu aralar? Kızgınlık da unutulmuş bir kelime. Üstelik gönül sözlüğünde anlamı büyük. Bu aralar değil bu yıllarda belki de. Kırgınlık var. Yaşadığım yıllar her şeyi ters düz eden şımarık bir çocuk. Evet, 80 lerin sonunda tanıştığım, elbisesini ters giyip mutsuzluğunu mutluluğa çeviren o çocuk beni takip ediyor hala.  İçi mutsuz, boynunda mutluluk resmi yarışmasından aldığı madalya parlıyor.

Senin adına da düşündüm, bir isim verdim ben bu yıllara, “sürreal yıllar”. Kırgınlığım tüm senelerime yayılmış, geçmişi andıkça binle çarpılmış sıkışıklığım tüm hücrelerimde. Her şeye karşı olsam kim dinler beni? Herkes dinlese kim değiştirebilir kurulu düzeni? Yazdıklarım beni bile rahatsız ediyorken inatla yazmaya devam ediyorsam, gerçeği yaşatamayan yılların başındayım. Gerçek ne? Ben de bilmiyorum. Mutsuzluk bir ömür sürecek değil bilirim, mutluluğun elmas kırıntıları gibi kanımda dolanıp kimi zaman acı çektirdiğine de şahidim. Elmas kırıntınları kanımda parladığında yüzüme vurur ışıltısı. Oysa ben kendimi uzun yıllardır unuttum. Aynaya sadece ‘Bugün güzel görünüyor muyum?’ diye bakar oldum. Bunaldığım, içinde yaşadığım an’a sıkışıp kanadımdan tutan bir şeylerin olduğunu hissettiğim an başlar. Çok mu uzun sürer? Hayır, ara sıra yoklar. Geçer.

Aynaya bakıyorum, güzelliğim bazen omuzlarımda bir kanat yaratıp beni uçuruyor. En çirkin anlarım kalbimin karanlığının yüzüme vurduğu zamanlar oluyor. Sürreal yıllardayım. Uzun yıllar orada kalacağım. Seni de içime çektim, haber vereyim.

Sürreal yıllar demek, herkesin içinde kendini bulduğu “yapacaklarım var, hem hayallerim var hem sevmediklerim” duygusundan geçer. Her şey olabilir bu yıllarda, hayatının akışını değiştirecek bir projede yer alıp kanal kanal gezebilirsin, edebiyat ruhuna işler. Paul Auster’i en sevdiğin yazar ilan ederken Elif Şafak bir numaralı düşmanın olabilir. Ona buna bazen birikimli saldırılar yaparken, sevmediğin adamlar ağzında zehir tadı bırakıp zehrin alevi bir seni yakar.

Ufak ufak bahaneler bulursun yaşama sarılayım diye. Bana bak örneğin, bir şeylere ilham olsun diye bir kurban seçiyorum, o anda duygu dolu kim varsa o oluyor aşk tanımım. Oysa o, benim hayatımın ne odağı ne tapınağı. O da bilmiyor neyi sevdiğini. Ben onu sevmişim bundan ona ne?

Sürreal Yıllardan kimler geçmedi ki? Benim yıllarıma da birileri izlerini sürüp geçti. Birkaç yıl içinde ne büyük insanlar, en sevdiğim hayalleri çizmeme yardım etmiş diyeceğim, bunu biliyor olabilir miyim? Sürreal yıllarımda içinde kaybolmaktan sıkılmayacağım adamla, Salvador Dali’yle yakın ilişkiler kurdum. İlişkimi daha da derinleştireceğim. Neden mi? Sürreal yıllarda yaşamak zorundaysam, neden sevdiğimle örülü bir ağa düşmeyeyim? Avlanacaksam, sevdiğim parça düşsün ağzıma.

Ben Ölmeye Yatmak kadar cesur olamadım hayatın satırlarında ama adımı yazdım kendi hayatımın başına. Hayat benim etrafımda döndükçe kayboldum. Düşünmeden söylüyorum artık. Çok sevdiğimi söylemeliyim dedim. Ya da nefret ettiklerim de bilmeli onlara tekme basacağımı. Birgün sevdiklerime de kapıyı kapatabilirim. Söz vermiyorum. Ben de bir maske aldım San Marco meydanından. Sürreal yıllarda onunla dolaşıyorum, herkesin bir maskesi var. Hepimiz ne de güzel oynuyoruz kör adamları. İyi oyuncu değilim. Oyundan çıkıp kahkahalarımı işitiyorum bazen. Hayatımın en güzel tiyatro sahnesine ana karakter olarak kız kardeşimi yerleştirdim. Sürreal yıllarla tattığım en güzel duygu o. Çok düşünüyorum, bazen boş düşünüyorum. Birgün ben de herkesin hayatına girip en iyi roller çalacağım hırsına bürünüyorum. Yaptıklarım belki çok konuşulacak, her şeyi biliyorum. Susuyorum. Yazdıkça sürreal yıllarımızdan senin de haberin olsun istiyorum. Anlatmakla bitecek gibi değil. Tutulmuş kanadımı alıp yerine yerleştireyim. O yıllar gelmeyecekse ben de sürreal yıllarımın tadını çıkarmaya gideyim!

Berzah Özgü Özalp

Boğaziçi Üniversitesi