.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

7/15/2012

Ruhumun Düğümü ‘Sonsuzluk’



Bir türlü sonu gelmek bilmeyen düşünceler içerisinde boğulmak üzere buluyorum bazen kendimi. Ölümsüzlüğü düşünürken, sonsuzluğu, hissini… Hayatın sonsuzu, aşkın sonsuzu,s evginin, dostluğun…

”Son” u,yanında ”-suz” u olmadan tasavvur edemeyişimin sebebini hayli merak ediyorum. Herhangi bir şeyi sonlandırırken, benim için neden herkesin o pekala becerebildiği ‘son’ ile aynı olmadığını sorguluyorum. Yetiştirilme şeklimden kaynaklı problemdir belki diye zaman zaman ailemi suçluyorum. Hani – ben pek bilmem ama- insan psikolojisinde olurmuş ya; bir çocuğa çocukluk süresince hiç  ”hayır” denmediğinde ileride ”hayır” ın varlığını kabullenmesi, anlamını kavrayabilmesi çok güçleşirmiş. Ya da; özgüven duygusu oluşturulmaksızın büyütülmekten ötürü çevresindekilere ”hayır” cevabını vermek konusunda sıkıntı çeken  birçok insan varmış. Belki bu da tıpkı şu örneklerdeki gibi bir şeydir. Bendeki sorun; sonlandıramama, geçmişe bağımlı yaşama, gözünün arkada kalması sürekli, önünde daha iyi bir gelecek olduğunu bilerek hem de.

Benim için en önemli şeyin de bir hatıra kutusu olması ilginç midir bu durumda? Sırf içerisine bana geçmişimi hatırlatacak çoğu şeyi tıkıştırdığım için. İlkokul, lise dönemlerinde ders esnasında karalanmış bir deste yazışma kağıdı, bir satranç taşı olan ”şah”, üzerinde tarihi ile bir iki Cornetto kapağı, damla şeklindeki bir avize taşı, ilk defa gittiğim şehirlerden topladığım ufak çakıl taşları, kullanılmış sinema biletleri, şişe kapakları, ayraçlar, 1 gram(eşit kollu terazi gramı). Daha sayamadığım onlarcası. Hepsi de ne kadar saçma ve birbiriyle alakasız  ‘nesne’ olarak bakıldığında. Ne kadar saçma duruyorsa bir o kadar anlamlı benim için eğer anı iliştirildiyse bunlara.

Benden başka hatıra kutusuna gözü gibi bakan ve madde bağımlısı bir kimsenin uzun süreli maddesizlik  halinde geçirdiği nöbet gibi onlarsız kalmanın nöbet yaşattığı biri daha var mıdır merak ediyorum. Geçmişe bu denli bağımlı yaşayan, her yeni adımında evvel adımındaki halini özleyen, gelecek içerisinde kendini diken tarlasında farzeden.

Kaç defa yaptığımı! Taş yola saptığımı saymıyorum da, en beğendiğim filmlerin gayet düzenli listesini tutuyorum. Ama neden? Herkes plan yapıyor gelecek için ,gelecekte tutunabilmek için. Ben; pansuman ederken buluyorum kendi kendimi. Bedenimdeki, ruhumdaki, kalbimdeki yaraları sarmaya çalışırak hep. Göğsüme bir kitap bastırarak kalan heyecanımla, tınısı aklımı uçuran şarkının peşinden koşarak, sıkılmadan defalarca aynı filmi izleyerek .

Kimilerine  göre nedir durumun özeti bilemiyorum. Bunca saçma (bazılarına göre belki de salakça) şeyi yaparken nedense  ”bir gün, bir yerde faydası olacak” diyorum içimden. Teselli ediyorum belki de, kandırıyorum kendimi, kim bilir! Zaten kendi içimde  de bu durumun mantıklı bir açıklaması yok ne yazık ki. Hal böyle olunca tabii ; çözemiyor insan ruhunun düğümünü, bilemiyor  ”son” unu.

Damla Dilan ÜÇYOL