.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

12/09/2013

Gurur

Gündelik can sıkıntısının ve zorlamaların, zayıf ve bitkinlerin ışıltılı kötülüklerinin ardında, hayatın hayalkırıklığına uğramış gücünün simgesi duruyor; kim ki düzen getirmeye, iradeyle donanmış olduğu için uyumsuzluk ve tartışma yaratmaya kalkışır, o kişi tekrar tekrar idam sehpasına yollanmalıdır. Davranışlarının soyluluğunun ardında her şeyin gülünç olduğu kuruntusu gizlidir -yüce olmakla kalmaz, saçmadır da.

Bir zamanlar insan olmanın saptanabilecek en yüksek amaç olduğuna inanırdım; ama şimdi bunun beni mahvetmeye yönelik bir inanç olduğunu anlıyorum. Bugün insan olmadığımı, topluluk ve hükümetlere ait olmadığımı, siyasi görüşler ve ilkelerle hiç ilgilenmediğimi söylemekten gurur duyuyorum. İnsanlığın gıcırdayan çarkıyla bir işim yok -toprağa aitim! Bunu söylerken başım yastıkta ve şakaklarımdan boynuzlarımın çıktığını hissedebiliyorum.

Bütün çatlak atalarım dans ediyorlar yatağımın etrafında; beni avutmaya, yüreklendirmeye, yılan dilleriyle kamçılamaya çalışıyorlar; gülümseyip seyrediyorlar sinsi kafataslarıyla. İnsanlık dışıyım! Çılgın, sanrılı bir gülümsemeyle söylüyorum bunu, gökten timsah yağıncaya kadar da söylemeye devam edeceğim. Bütün o sırıtkan, yan yan bakan sinsi kafatasları var sözcüklerimin arkasında; kimi ölmüş, uzun zamandır sırıtıyor; her zaman olup bitenin önceden alınan tadı ve sonuçları. Hepsinden daha berrak kendi kafatasımı görüyorum, rüzgarda dans eden iskeleti, çürük dilden çıkan yılanları ve dışkıyla kirletilmiş şişkin esrime sayfalarını.

Ve kendi pisliğimi, kendi dışkımı, kendi deliliğimi, kendi esrimemi katıyorum tenin gizli yeraltı kasalarından akan büyük devreye. Bütün bu davetsiz, istenmeyen, sarhoş kusmuğu, dünyanın tarihini içeren o tükenmek bilmez kanala girenlerin zihninde sonsuza dek akacak. İnsan ırkıyla yan yana başka bir tür ırk varlığını sürdürür, insanlık dışı olanların ırkı; bilinmeyen dürtülerin teşvikiyle insanlığın cansız kitlelerini alıp aşıladıkları coşku ve mayayla o ıslak hamuru ekmeğe, ekmeği şaraba, şarabı da şarkıya dönüştüren sanatçıların ırkı. Ölü gübre ve değersiz cüruftan bulaşıcı bir şarkı üretirler. Her şeyi yağmalarken görüyorum bu öteki ırkın fertlerini; her şeyi başaşağı çeviriyorlar, ayakları hep kan ve gözyaşı içinde, elleri hep boş; hep ötede olana, ulaşılmaz olan Tanrı'ya doğru uzanıyorlar; bağırsaklarını kemiren canavarı susturmak için kılıçtan geçiriyorlar her şeyi. Kavrama çabasıyla, ulaşılmaza ulaşma çabasıyla saçlarını yolduklarında görüyorum bunu; çıldırmış canavarlar gibi böğürüp her şeyi parçaladıklarında görüyorum ki haklılar, yok başka izlenecek yol.

Bu ırka mensup biri ağzından zırvalıklarla yüksek bir yere çıkıp bağırsaklarını çıkarmalıdır. Doğrudur ve haklıdır; çünkü buna mecburdur! Bu ürkütücü görüntü kadar sarsıcı, korkunç, delice, heyecan verici ve bulaşıcı olmayan hiçbir şey sanat değildir. Taklittir. İnsanidir. Canlılara ve cansızlığa aittir.