.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

8/28/2014

Halil Cibran’dan Özgürlük Hakkında


Ve yüreğim içime kanadı; zira sizler, özgürlük arayışı tutkusu sizin için bir koşum hâline geldiğinizde ve özgürlükten bir hedef ve tatmin olarak bahsetmeye son verdiğinizde ancak özgür olabilirsiniz.

Zira bir zorba nasıl hükmedebilir özgür ve gururluya; kendi özgürlüklerinde bir zorbalık ve kendi kibirlerinde bir utanç olmasaydı?

Ve eğer o üzerinizden atmak istediğiniz bir endişe ise, bu endişe size yüklenmiş olmaktan ziyade sizin tarafınızdan tercih edilmiştir.

Ve eğer o defetmek istediğiniz bir korku ise, bu korkunun merkezi kalbinizdedir ve korkuların elinde değil.

Aslında her şey, varlığınız içinde yarı sarmaş-dolaş biteviye hareket eder. Arzulanan ve korkulan, iğrenilen ve aziz tutulan, peşinden koşulan ve kaçmak istediğiniz.

Ve gölge soluklaştığında ve zeval bulduğunda eğleşmekte olan ışık, başka bir ışığın gölgesi hâline gelir.

 Ve bunu içindir ki, özgürlüğünüz bukağılarını yitirince daha büyük bir özgürlüğün bukağısı hâline gelir.

Gündüzün Güneş’in önünde özgürsün sen.
Gecenin Ay’ının ve yıldızlarının önünde özgürsün.
Güneş, Ay, yıldızlar olmadığında yine özgürsün.
Dahası, bütünüyle varlık gözlerinden silindiğinde de özgürsün.
Ama, sevdiğine kölesin, çünkü onu seversin.
Bir de sevenin kölesisin, çünkü seni sever.


Özgürlük tahtı önünde ağaçlar, meltem dokunuşuyla titriyorlar. Özgürlüğün heybeti karşısında güneş ve ay ışığıyla seviniyorlar. Serçeler, özgürlüğü işitmek için ötüşüyor, çiçekler özgürlük ortamında nefeslerinin kokusunu yayıyor… Yeryüzündeki her şey, özgürlük şeref ve sevinciyle dolu tabiat kanunlarıyla yaşıyor…

Oysa insanlar bu nimetten ne kadar yoksun! Çünkü insanlar, evrensel ilahi ruhlarına sınırlı kanunlar koydular. Bedenleri ve ruhları için acımasız kanunlar çıkardılar. Eğilim ve duyguları için korkunç ve dar zindanlar yaptılar. Kalpleri ve akılları için derin ve karanlık mezarlar kazdılar. Aralarından birisi kalksa, toplumsal kurallara ve kanunlara karşı çıksa, hemen onun isyankar, aşağılık, toplumdan sürülmeye lâyık, rezil ve ölümü hak eden birisi olduğunu söylerler…

Ancak sevgiyle yaşamak ve sevgi için yaşamak dururken, bir insan, ömrünün sonuna kadar ya da zaman onu azad edinceye kadar, kendi koyduğu geçersiz kanunların kölesi olarak kalabilir mi?

Siz, günleriniz endişesiz ve geceleriniz bir istek ve üzüntüden uzak olduğunda özgür olacaksınız. Yazık ki bu tür duygular yaşantınızı kuşak gibi sarmakta… Yine de örtüsüz ve bağsız bunları aşabilirsiniz. Ve siz günlerinizin ve gecelerinizin ötesine, anlayışınızın şafağında öğle aydınlığını çepeçevre bağladığınız zincirleri kırmadan nasıl yükselebilirsiniz?

Denizcilerin ve denizin kanunu şudur ki; eğer özgür olmak istiyorsan, sise dönüşmelisin. Nasıl ki sayısız nebula, Güneş’e ve Ay’a dönüşecekse, biçimsiz olan da sonsuza dek biçimini arayacaktır. Ve çok arayıp artık adaya geri dönen bizler -biz sert kalıplar- yeniden sise dönüşmek ve başlangıcı öğrenmek zorundayız. Tutkusu ve özgürlüğü kırılanlardan başka yaşayan ve yükseklere ulaşan ne var orada?