.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

18 Kas 2020

Hiçbir yeri, bir gün geri dönmek için terk etmedim.

 


belki biri şöyle diyecek :

__sokrates, seni böyle zamansız bir sona sürükleyen bir ömürden utanç duymuyor musun?

bana bunu soracak olana açıkça cevap verilebilir ve diyebilirim ki :

_ dostum, yanılıyorsun!... kendini toplum için

önemli gören ve değeri olduğuna inanan biri"yaşayacak mıyım yoksa ölecek miyim?" diye düşünmemelidir. bir işi yaparken doğru mu yanlış mı yaptığını, iyi bir adam gibi mi yoksa kötü bir adam gibi mi davrandığını, cesur bir adam gibi mi yoksa korkaklıkla mı hareket ettiğini tartmalidir.

...

"insandaki büyüklük için ifadem amor fati*'dir. başka bir şeyi istememek, ne ileriye ne geriye ne tüm bengiliğe doğru. zorunlu olana ne katlanmak, ne de gizlemek onu - her türlü idealizm zorunlu olan karşısında yalancılıktır-, aksine, s e v m e k onu..."

friedrich nietzsche / ecco homo


"içinde bir şeyler hayır diyorsa, sen de hayır demelisin.”

mecburiyet, stefan zweig


“böyle bir düzen içinde insan düşünebilir mi? büyük ve güzel şeyleri demek istiyorum. önce eşya engel oluyor, sonra şartlar: kalorifer, hizmetçi, çocuk odası. düşünmek için kendime bir daire tutsam. içinde, düşünmeye engel olacak eşyalardan hiçbiri bulunmayan küçük bir daire. kapıdan girer girmez ayakkabılarımı çıkarıyorum ve düşünme terliklerimi giyiyorum.”

oğuz atay / tutunamayanlar


bir toplum, savaş, hiperenflasyon, salgın hastalık ve benzeri ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunda intihar sayısında hafif bir artış görülse de, depresyon, paranoya, psikoz vakalarında belirgin bir düşüş kaydediliyordu. 

paulo coelho / veronika ölmek istiyor


"zalimlerin çarkı, cahillerin çalışmayan kafalarıyla döner."

sefiller - victor hugo


ruh cümlelerle yetinmesini bilir, oysa beden öyle değildir, o daha müşkülpesenttir, kas da olsun ister. beden daima elle tutulur bir gerçektir, bu yüzden de hep hüzünlüdür ve tiksindirici bir görüntüsü vardır.

louis-ferdinand céline, gecenin sonuna yolculuk


eğer dağın çıplak bağrında binbir çağlayanla durulanmış bir derenin gürül gürül akışını görmedinizse, suyun güzelliğinin ve onun pırıl pırıl seslerindeki ahengin ne olduğunu bilemezsiniz..

george sand - lelia

..delirmek aklın yalımıdır, görkemidir, kendine tutunmasıdır. sen asıl, bedenlerini bir darağacı gibi boynunda taşıyanların, aklını bir gün bile anımsamayanların, iyiliği toplumun hastalığı sayanların, sevgisi küfürden ağır olanların büyük huzurlarına bak!

inandığın her şeyle gülünç düşüyorsun. bildiklerin boşluğa dönüşüyor. yüksek ses teslim alıyor. ev boğuyor. sokak korku. gözlerin yüzünden taşıyor. öfkene tutunuyorsun. sonra, bütün bir toplum yanlış olamayacağına göre... bir yorgunluk usul usul yayılıyor damarlarına. "dünyaya bir kere gelinir" sözünü, bir düğün bayrağı gibi evinin çatısına çekiyorsun bir gün.

ölümün bile dönüp bakmadığı bir hayat senin artık.

şükrü erbaş


ben çocuktum. unutmadım. unutturamayacaklar.

beni bu revirlerde tımar edemezsiniz! ben yine, kaçak girdiğim bu yeryüzünde, yaylı sazlar arasına sızıp, kendi oyduğum düdüğümü çalacağım! varsın kırmızı ışıkta dursun otomobiller; ben serilip yere, gökte kaç yıldız var acaba diye sayacak kadar hayalperest, pervasız, korumasız ve sonsuza kadar salak kalacağım!

yemin ettim,ruhumun üstüne kuma almayacağım!

küçük iskender

"hayatın, önemsiz şeylerde olduğu gibi, önemli şeylerde de, sürekli bir yalan olduğunu kabul etmek zorundayız. verdiği sözü tutmuyor hayat; tutsa bile, özlediğimiz şeyin özlenilmeye değer olmaktan ne kadar uzakta bulunduğunu göstermek için yapıyor bunu. kimi zaman umut, kimi zaman da umulan şey aldatıyor bizi. bir eliyle verdiğini öteki eliyle alıyor. uzaklığın büyüsü, cennetler gösteriyor bize. ama büyülenir büyülenmez, bu cennetlerin uçup gittiğini görüyoruz. demek ki, mutluluk ya gelecekte ya da geçmişte; şimdiki an, güneşli ovanın üzerinde dolaşan bir küçük buluta benziyor; önü arkası pırıl pırıl bu bulutun; ovaya yalnız onun gölgesi düşüyor."

arthur schopenhauer


"utopialıların hiç anlamadıkları ve tiksindikleri bir başka delilik de şuydu: insanlar hiç alışverişleri olmayan bir zengine, salt zengindir diye bir tanrıymış gibi saygı gösteriyorlardı."

utopia - thomas more


"artık ortada son derece ruhsuz, sıradan ve kültürel açıdan ölü bir dünya var. hükümdarlar geldiğinden beri yeni hiçbir şey üretilmedi. sebebi de açık. mücadele etmeye değer bir şey kalmadı. insanlar günübirlik eğlencelerle oyalanıyor. her gün bir sürü kanaldan yaklaşık beş yüz saatlik radyo ve televizyon yayını yapıldığının farkında mısınız? hiç uyumayıp sürekli bunları takip etseniz, bir tık uzağınızdaki onca eğlence programının yüzde yirmisine bile yetişemezsiniz. milletin tembel süngerlere dönmesine şaşmamalı; her daim emiyorlar, ama asla üretmiyorlar. insanların günde ortalama üç saat televizyon izlediğini biliyor muydunuz? yakında kimse kendi hayatını yaşamıyor olacak. televizyon dizilerindeki aileleri izlemekten başka şeye vakit kalmayacak!"

çocukluğun sonu - arthur c. clarke


yedi kez aşağıladım ruhumu:

birincisi, yükseklere ulaşmak için, onun itaat ettiğini gördüğümde.

ikincisi, sakatlar karşısında topallıyormuş gibi yaptığını farkettiğimde.

üçüncüsü, kolaylık ve güçlük arasında seçim yapıp kolaylığı seçtiğinde.

dördüncüsü, bir hata yapıp başkalarının da hata yaptığı düşüncesiyle avunduğunda.

beşincisi, sabrını kendi gücüne mal ederek zayıflıktan dolayı hiçbir şey yapmadığında.

altıncısı, kendi maskelerinden birinin söz konusu olduğunu anlamadan bir yüzün çirkinliğini hor gördüğünde.

ve nihayet yedincisi, bir ilahi okuyup bundan bir erdem sahibi olduğunu sandığında.

halil cibran / kum ve köpük


“zaman bazen kuş gibi uçar bazen de solucan gibi sürünerek geçer;

ama insan en çok zamanın ağır mı yoksa çabuk mu geçtiğini fark etmediği vakit kendini iyi hisseder.”;

“geçmişi hatırlamanın lüzumu yok,

geleceğe gelince; onun için de kafa patlamaya değmez."

babalar ve oğullar/ ıvan sergeyeviç turgenyev


"dünyada açık yüreklilikten zor ve övmekten kolay bir şey yoktur. açık yüreklilikte yüzde bir değerinde bile olsa, bir nota falsolu oldu mu, uyumsuzluk hemen fark edilir; övmede ise baştan sona bütün notalar falsolu olsa bile, yine kulağa hoş gelir, zevkle dinlenir. övgü ne kadar kaba olursa olsun, yine de en azından yarısı, övülene gerçek gibi gelir ve toplumun her katmanında böyledir. namus tanrıçası olarak nitelendirilen bir kızı bile övme ile baştan çıkarmak mümkündür. sıradan insanlarınsa sözünü etmeye bile değmez."

dostoyevski - suç ve ceza


aynadaki kadın benim zıttım," demişti, "ben ne kadar ev haliysem o, o kadar sokak. ben sokulgan isem, o başını alıp giden. ben gündüzüm, o gece... çapkın, güçlü, özgür.

fakat müzeyyen bu derin bir tutku / İlhami Algör


"kendine sevdiğin kişinin ölümlü olduğunu, sevdiğin şeylerin sana ait olmadığını, sana birer hediye olarak verildiklerini, sonsuza kadar senin olmayacaklarını hatırlat. üzüm ya da incir bile sadece mevsiminde toplanır.

epiktetos


"galaksinin batı sarmal kolu’nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşesinde, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır. bu güneşin yörüngesinde, tamamıyla önemsiz ve mavi-yeşil renkli, küçük bir gezegen döner. gezegenin maymun soyundan gelen canlıları öyle ilkeldir ki dijital kol saatinin hâlâ çok etkileyici bir buluş olduğunu düşünürler. bu gezegenin şöyle bir sorunu vardı: üzerinde yaşayan halkın büyük bölümü çoğu zaman mutsuzdu."


( evet en favori şarkım )