.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

12/22/2011

Kırk Oda



Dramların ya da trajedilerin en acıklıları eşikte yaşananlar değil midir? Giderken, ya da gelmişken, ama eşikteyken...



Bütün hayatı tutmak isteriz, hepsi kaçar avucumuzdan. Yalnızca başkalarınınki değil kendi hayatımızdır kaçan. Bütün kentlerde, bütün ülkelerde, bütün hayatlarda olma isteği neden? Hayata en yakın, ölüme en uzak olmak mıdır tüm bu çırpınmalar? Ama gerçekte ölüm gelir bunların ortasında bulur bizi.



Ümit etmeninde bedeli vardır.





Umarsız yıkımlardan sonra oynanacak en iyi oyun: Her şeye kaldığın yerden başlama ve hiçbir şey olmamış gibi sürdürme oyunu...



Beklediği an gemişti
Bir minder uzattılar ayaklarının altına, ayakkabıyı ona uzattılar. Yüreği delicesine çarpıyordu şimdi. Minderlerin üzerinde ışıltıyla duran bu cam ayakkabı tekine uzattığı ayağı, hayatının en büyük dönemecine adım atıyordu. İlkin ayakkabının üzerine kaydu ayağını, ardından ayağına geçirmeye çalıştı. Ansızın bütün coşkusu, sevinci, umutları söndü.
O cam ayakkabı külkedisinin de ayağına olmadı.
Ertesi gün diye bir şey yoktu...




Yüzyıl Uyuyan Prenses

Bundan yüz yıl önce uykuya dalanla, bu uyandırılan aynı insan mı? Aynı insan kalabilir mi? Zaman, uykuda da geçse zamandır, kendini biriktirir.





Ben seversem yüz yıl öncesinin sevgisiyle seveceğim; oysa sevginin üzerinden yüzyıl geçmiş. O severse, beni üzerinden yüzyıl geçmiş bir sevgiyle sevecek. Aramızda kaç takvimin uzaklığı duruyor. Bir öpücük, yalnızca bir öpücük bu uzaklığı kapatmaya yeter mi?





Uyandırmak kazanmak da olabilirdi, yitirmek de...
Her şey iki dudağının ucunda taşıdığı öpücüğe bağalıydı şimdi, iki dudağın arasında yüzyıllık bir masal taşıyordu.
Prensesin yüzyıl beklemiş dudaklarına o masal öpücüğünü kondururken böyle karmaşık duygular içindeydi işte. Sevmek imkansızlıktı.





Kendimizde beslediğimiz, kendimizde büyüttüğümüz, kendimizde saklı duran bir şeydir sevmek. O hep bizdedir, bizledir, usul usul biriktiririz onu, içimizde yığılı durur. Ve günün birinde ansızın karşımıza biri çıktığında sanırız ki içimizden boşalıveren bütün duyguları o taşımıştır bize.
Sevmek, kendi kendimizi büyülemektir;
Kendi kendimize yaptığımız bir büyü.
Ve her şey (arayışlar, pişmanlıklar, yanılgılar...) yeniden başlayacaktır.