.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

12/22/2011

Yıldız Madalyalı Mektuplar



6. mektup (Pol’den Virginie’ye)

sevgili Virginie

kuantum tekinsizliği notların için
sana bir kızılıderilili selamı gönderiyorum:
“sen ve ben
hep birlikte
ve hep yalnızız.”
bunu bana tevk şen adında başka bir ilginç
denizci öğretti. tevk şen bütün gün rom içiyor
ve tuhaf şeyler okuyor. senin pagels kitabını
tuhaf bir rastlantıyla onun elinde de gördüm.
bunlar da makroskopik tekinsizlikler virginie.
bunu görünce belli belirsiz bir kıskançlıkla
not defterini karıştırdım.
şili yerlilerinden şöyle bir not düşmüş:
“mamihlapinatapai:
ikinizin de çok istediğiniz halde yapamadığınız
bir şeyi belki karşınızdaki teklif eder diye
birbirinize bakın”
kafamda marazi bir duygu belirdi virginie.
tevk şen’in bahsettiği bu 2. kişi
sen olabilir misin?
maraz! hiç bir zaman tatmin olmayacak mısın?
gemide anlatılan diğer ilginç bir olay da
ağaçların fotoğraf çekme yetisi.
bunu ilk önce burada denizciler arasında
dürüstlüğüyle tanınan sur bayk anlattı.
öykü yavaş yavaş bütün denizcileri sardı.
şimdilerde en çok konuşulan şey şu:
deniz de bizim fotoğraflarımızı çekiyor mudur?
eğer öyleyse benimfotoğrafımın yanına
pastel bir hayat düşüyor olmalıdır virginie.
bu pastel hayat bütün denizcileri tüm kadınlardan
ve hayattan bunca uzak denize çeken şey olmalıdır.
balk nac’ın deyimiyle ‘camels’ fotoğrafı.
burada anne yok...kız kardeş yok...
virginie burada yok...
toplayışı başkalarına bırakıyorum...
bırak korksunlar...derin uykularında...
olacağım...beni hiç terk etme...
...quos...
solis et admotis inficit ignis equis:
güneş-tanrının atları doğuluların derilerini
boyamak için eğiliyorlar...
ormanın bütün vahşi hayvanlarını
kendilerine çekebilen denizciler...
sağlıksız güneşler...
necat leoparların akordlarına
geldiğini söylüyor...
gemide bir de tatu adında bir dalgıç var.
herkese süngere daldığını söylüyor ama
ben inanmıyorum. bir gece gizlice
onu pruvadan izledim.
çok derine gitmiş olmalı ki
dakikalarca su yüzüne çıkmadı
boğulduğunu sandığım anda
elinde kızıl bir geyik boynuzu gibi parlayan
mercanla güverteye çıktı.
beni fark edince
“ben” dedi “virginie’yi biliyorum.
seni de mektuplarını da.
madem ki gördün, görebildin beni, al,
bütün ömrümce tanrıçalar için
topladığım bu mercanları
(ve ceplerinden incileri çıkartarak)
bunları da al ve bir gün beni anımsayarak
bu zamansız sarayın terasında
bunları virginie’ye tak.
onlar da ona benim öykümü fısıldayacak.”
donat’ın elmira üstünlüğü:
şuraya gel dedi lombozun yanına
bak bak...ne görüyorsun?

(carrie white, 29.12.2004 00:37)


7. mektup (virginie’den pol’e)

sevgili pol

makroskopik tekinsizlikler senin kafanı
karıştırmış olmalı.
maraz! hiç tatmin olmayacak mısın sen?
yine de yalancı olduğum söylenecek,
bana hakaret edecekler, beni kovacaklar
ve benimle savaşacaklar.
ruhani yol böyle bir yol pol.
elçi’ye de, selam onun üzerine olsun,
üç ana ithamda bulundular. bu üç olasılık
1) şair olmasıydı
2) büyücü olmasıydı
3) deli veya başına cin musallat olmuş biri olmasıydı.
“aşamalarının delilik dediğimiz
kimlik parçalanmasına benzer aşamalarla
belirlenebilmesi, ruhani yol’un doğasında vardır.
deli olan kişiler ya ‘dışarı çıkacak’ ve bedeni
terk edecekler –onu dürtebilirsiniz ve o, içeride
birisinin ‘ikamet ettiğine’ ilişkin hiçbir işaret
vermeyecektir- kendilerini güvenli bir yere, aya,
yukarılara yerleştirecekler; ya da içe kapanacaklar,
‘adlandırma’ sürecine katılmayı reddedeceklerdir.”
ya da gizli bir dil ortaya koyulacaktır.
böylece, gerçekliği parçalar,
kendi kalbini parçalar, çünkü
“göğüste iki kalp yoktur.”
ben roma’dan barış elçileri gelecek sanıyordum.
yukarıdan geldi. biliyor musun
benim gördüğüm bir vizyonda
platin saçlı bir isa vardı.
ışıktandı.
ona aşık oldum.
yuhanna da, elçi de, selam onunüzerine olsun,
onu beyaz saçlı görmüş...
chloé ve aurelia düşlerine giriyor mu hala?
(carrie white, 29.12.2004 00:37)

" 8. mektup (Pol’den Virginie’ye)

sevgili Virginie

sabah gemi doğu tepelerine doğru
hareketsiz duruyordu.
sen çok özelsin virginie...
ben serserinin tekiyim...
yine de kutsal kitaplardan senin için
birkaç şey not ettim.
şimdi kamaramda bunları yazarken
etrafta hiç kimse yok.
demin mazlar aradı. sesi bedbindi.
ona da şu cümleleri okudum:
“yere baktım, ve işte, ıssız ve boş,
ve göklere baktım ve ışıkları yoktu...
baktım ve işte, adam yok, ve göklerin
bütün kuşları kaçmışlar... ve sen,
harap olunca ne yapacaksın? erguvani
giyinsen de, altın süslerle bezensen de,
gözlerini sürme ile büyütsen de, boşuna
kendini güzelleştirirsein; aşıkların seni hor
görüyorlar, canını arıyorlar.”
bunları yazarken kamarama doğru
sıcak bir yel geldi. dedim ki
“ah ya rab yehova işte, ben söz söylemek
bilmiyorum, çükü çocuğum. ve rab elini uzattı ve ağzıma
dokundu ve rab bana dedi: işte sözlerimi senin ağzına
koydum, sen ne görüyorsun? diye geldi. ve dedim:
ben bir badem dalı görüyorum ve rab bana dedi:
iyi gördün; çünkü ben sözünün üzerinde duruyorum.”
bunlar olup bittikten sonra kamaramda
yatağımın sıcaklığına çekildim.
duman mavisi bir kumaş üzerine sulusepken kar yağdı.
seni düşündüm. seninle geçireceğimiz ilk kar günlerini.
böyle günler için kendine duman mavisi bir palto bak.

(carrie white, 29.12.2004 00:37)"

9.mektup (virginie’den pol’e)

sevgili pol

sonuç olarak her güzel söz
doğanın yanından hafif kalıyor.
evet yaratıcı olduğumu ispat
etmek zorunda değilim.
elyazım giderek seninkine
benzemeye başladı. bu sabah
platin saçlı bir çocuk bana tırtıl getirdi.
bahçeye çıktım. frambuazlar
frambuazlar olmuş.
yolculuğun bende solgun bir
yürek bıraktı pol.
içinde ‘e’ olan aylar bana dayanılmaz geliyor.
kızıl bir yıldız ya da
elsiz koşan bir adam gibi geliyor bana umut...
sana söyleyeceğim sözler...onları biliyorsun
ama ne önemi var...gece gelecek...
yel değirmenlerinden başka
bir şey kalmayacak havada...
(carrie white, 29.12.2004 00:38)

10. mektup (Pol’den Virginie’ye)

sevgili Virginie

gençliğindeki tazliğini,
gelinliğindeki sevgini, adada,
ekilmemiş diyarda nasıl ardımca
yürüdüğünü senin için andım.
boşluk ardınca gitmeni ve boşluk olmanı.
fakat ben dedim: boş şey hayır, çünkü
yabancıları sevdim ve onların ardınca gideceğim.
demin mazlar geldi bana gördüğü bir rüyetten bahsetti.
bana rüyeti görmemiş de kutsal kitaptan aktarmış gibi
geldi ama onun sözcükleriyle anlatayım:
“başlangıçta bana görünen rüyetten sonra, bana mazlar’a
bir rüyet göründü. ve vaki oldu ki, ben, mazlar, bu rüyeti
görünce, onu anlayayım diye araştırdım; işte karşımda
biri durdu, sanki bir insan görünüşü: bir eli ışıktandı
ve sonra dünyanın yaradılışındaki gibi ışık patlamaları
oldu. ve durduğum yere yakın geldi, ve o
gelince ben yıkıldım, ve yüzüstü düştüm ve bana dedi:
anla ey adem oğlu; çünkü bu rüyet sonun vaktinden
ötürüdür. ve benimle söyleşirken, yüzüm yerde olarak
derin uykuya daldım. ve dedi: gördüğün iki boynuzu
olan koç medya ve fars krallarıdır. ve o kıllı ergeç
yunan ili kralıdır. ve kırılmış ve yerine dört boynuz
çıkmış olana gelince, o milletten dört krallık çıkacak.
ve ben mazlar bayıldım, ve günlerce hasta oldum, sonra
kalkıp kaptanın işlerini yaptım ve bu rüyete şaştım,
fakat anlayan yoktu.” mazlar’a dedim ki ona bir şey
açıldı ve bu şey hakikattı ve bu şeyi anladı ve
onun rüyette anlayışı vardı. o günlerde ben, pol,
yas tutuyordum. sanki adam görünüşünde biri bana
dokundu ve dedi: “korkma, ey sen, çok sevilmiş olan adam,
mazlar ve sana selamet, kuvvetlen, evet kuvvetlen.
fakat sen, ey pol, sonun vaktine kadar bu sözleri
sakla, ve kitabı mühürle;birçok adamlar araştıracaklar
ve bilgi çoğalacaktır. bir vakit ve vakitler ve
yarım vakit olacak. “sağ elini ve sol elini göklere
doğru kaldırıp ebediyen hay olanın hakkı için and etti:
ve ben işittim, fakat anlamadım ve dedim: efendim,
bunun en sonu ne olacak? ve dedi: git, pol, çünkü sonun
vaktine kadar bu sözler saklıdır ve mühürlüdür.
birçoğu kendilerini temizleyecekler ve eve elektrik
verilecek ve evsahibinin içi temizlenecek fakat
birçoğu sürçüp gidecek ve bulunmayacak. fakat kötüler
kötülük edecekler ve kötülerden hiçbiri anlamayacak
fakat anlayışlı olanlar anlayacaklar. fakat sen,
sen oluncaya kadar git; çünkü rahata varacaksın ve
günlerin sonunda kendi nasibine kalkacaksın.

mazlar çok enterasan bir adam virginie,
sanki boşlukla yürüyor ve boşlukla geliyor.
onun için bir saksı menekşe yetiştirmek isterdim.
sabahları o üzerine hohlasın diye.
biliyorum çünkü derin bir nefes var onda
ve o da solitaire oyunu oynuyor hayatla.
isa diyor ki kapının önünde duran çok kişi var
ama yalnızca yalnızlar evlilik yerine girecek.
yalnızca yalnızlık oynayışı değil ama yalnızca
derin menekşe nefesi yalnızca içindeki o engin
çağrı değil ama yalnızca o büyük haydutların
yüce işleri...

(carrie white, 29.12.2004 00:38)"

11. mektup (virginie’den pol’e)

sevgili pol

bilmek istiyorsun pol niçin her şeyin benim ilgimi
çekebileceğini. lütfen beni ‘her yüksek tepede ve
her yeşil ağacın altında fahişelik yapanlara’
benzetme pol. mevsimlerin sayısı dörtse, denizin
altında karanlık tanrılar varsa, adada beni erdemli
yolumdan geri çevirebilecek insanlar yoksa, her
görüştüğüm insandan sonra hastalanıyorsam, benim
aşkım uğruna döğüşen hiç kimse yoksa, selene’den
diana’ya, diana’dan artemis’e kadar değişerek
dalgalanarak akıp gidiyorsam, gereksiz telefon
konuşmaları sinirini bozmayacaksa, benimle 10
yıllık ahit kesen aşıklarım seni tasalandırmıyorsa
bana verdiğin kleopatra bileziğini her gün
takmamaya özen gösteriyorsam, denize siyah
giysilerimle girip siyah bir kuğu gibi yüzüyorsam,
kafamı erken imparatoriçeler gibi siyah bir tülle
örtmek istiyorsam, su kenarında buluşan küçük
erden kızlar aralarında haif nörotik gülüşlerle
leopardi okuyarak benim için sazlardan ve
defnelerden bir taç örüyorlarsa, seni unutmak için
trakl gibi ormanlarda amonyak koklayıp kendimden
geçmeyi deniyorsam, saçımı portakal rengi yapıp
kenarlardan örüyorsam, görünmez balıkçılımla
dolaşıp kışın ona siyah bir yün kazak örmeyi
düşünüyorsam, belirli saatlerde emredildiği üzere
kafamı kutsal eğik bir çizgi üzre toprağın üzerine
düşürüyorsam, halıları ve l şeklindeki divanları
sokağa dışarı taşan sade bir çadırda oturmak
istiyorsam, kafamı gecelri o çadırdaki ak
yastıkların üzerine düşürdüğümde,
burası capri ve sen kayzer,
işte ak yastığın üzerinde bir baş,
benim başım...
ağlama benim için antartika,
buzun üstünde yalnız bir ispinoz
yavrusunu yitirmiş...
(carrie white, 29.12.2004 00:38)

"12. mektup (Pol’den Virginie’ye)

sevgili Virginie

bizim tutulabilir her şeyin üzerinde seyreden
sevgimiz her şeye yetmeyebilir diye korkuyorum
bazan virginie. genellikle geceleri.
herkes uyuduğunda. bütün lombozlardan çivit
rengi gökyüzü ve hilal göründüğünde.
gemiciler romantik düşlere yattığında.
güverteden konyakçılar bile elini ayağını
çektiğinde. kaptan köşküne kar gibi pembe
inciler yağdığında. yerlerde unutulan
sarı yağmurluklar söndürülen balonlar
gibi ezik ıslak bulundukları yerde kalakaldığında.
bir adam okyanus çizgisi boyunca
uzun bir kimlik yürüyüşüne çıktığında.
ginger adını verdiği küçük bir kızı
bulmak üzere kaybolmayı göze alarak
uzun bir yolculuğa çıktığında.
annabel lee...yani hep seni hep
seni düşünüp durduğumda.
gece mavisi vitraylarda beliren
bir yıldız adası bize yaklaştığında.
tarçın kokan bütün kıyıları, bütün kıyıları
doğu’nun sakin prensi gibi dolaştığımda.
apoletimde taşıdığım bir yıldız-madalya gibi sen..."