.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

3/29/2012

15 Mayıs 1905



Zamanın olmadığı bir dünyayı düsünün. Yalnızca görüntüler olsun.

 Deniz kıyısındaki çocuk, ilk kez gördüğü okyanus karsısında büyülenmis. Günes batarken bir kadın balkonda oturmus, uzun saçları, geceliği, çıplak ayakları, dudaklarıyla. Kramgasse'deki Zehringen Çesmesi'nin kemeri mermer ve demirden. Sessizce oturan bir adamın elinde bir kadın fotoğrafı, yüzünde acılı bir ifade. Gökyüzünde bir kartal, kanatları açık, tüylerinin arasından günes ısınları geçiyor. Genç bir çocuk bos bir salonda oturmus, yüreği sanki sahnedeymis gibi atıyor. Kısın adada ayak izleri. Geceleyin suda bir tekne, ısıkları uzakta belli belirsiz, karanlık gökyüzünde küçük solgun kırmızı bir yıldız gibi. Kilitli bir ilaç dolabı. Sonbaharda bir yaprak. Kırmızı, altın rengi, kahverengi, nefis. Çalılıklarda çömelmis bir kadın, konusması gereken ayrı yasadığı kocasının evinin yanında bekliyor. Bahar gününde hafif bir yağmur. Genç bir adamın sevdiği yerlerde çıktığı son gezinti. Pencere pervazında tozlar. Marktgasse'de asılı biberler, sarı, yesil ve kırmızı.

Matterhorn, beyaz doruk masmavi gökyüzüne, yesil vadiye ve ahsap kulübelere saplanıyor. îğne gözü. Yapraklar üzerinde çiğ, kristal ve seffaf. Bir anne yatağında ağlıyor. Havada fesleğen kokusu. Kleine Schanze'de bisiklete binmis bir çocuk ömür boyu sürecek bir gülüsle gülümsüyor. Bir dua kulesi, yüksek, sekizgen, açık bir balkon, kollarla çevrelenmis. Sabahın erken saatinde gölden buhar yükseliyor. Açık bir çekmece. Kafe-de oturan iki arkadas. Birinin yüzünü lamba aydınlatıyor, diğerine gölge vurmus. Bir kedi pencerenin dısındaki böceğe bakıyor. Park sırasına oturmus genç bir kadın yesil gözlerinden akan mutluluk gözyaslarıyla mektup okuyor. Büyük bir alanda sıra sıra sedir ve ladin ağaçları dikili. İkindi vakti, günes ısınları pencereden genis bir açıyla giriyor. Yere düsmüs koca bir ağaç, kökler havaya çıkmıs, yapraklar hâlâ yesil. Rüzgârı arkasına almıs beyaz bir teknenin yelkenleri dev beyaz bir kursun kanatları gibi açılmıs. Lokantada yalnız oturan baba ile oğul. Baba hüzünlü, gözlerini masa örtüsüne dikmis. Yuvarlak bir pencere. Dı-sarda kuru otlar, tahta bir araba, inekler, etraf aksam günesinde yesil ve mor görünüyor. Yerde kırılan bir sise. Çatlaklarda kahverengi bir sıvı. Gözleri kızarmıs bir kadın. Mutfakta yaslı bir adam torununa kahvaltı hazırlıyor. Oğlan pencereden dısardaki beyaz sıraya bakıyor. Masanın üstünde solgun bir ısık veren lambanın yanında eski bir kitap. Suyun üzerindeki beyazlık dalga dalga kırılıyor, rüzgâr tarafından sürükleniyor. Kanapede ıslak saçlarıyla uzanmıs bir kadın bir daha göremeyeceği adamın ellerini tutuyor. Kırmızı vagonlu tren, altından ırmak akan çok güzel kemerli tas köprüden geçiyor. Uzakta küçük noktalar halinde evler. Pencerenin önünden günes ısığında yüzen toz bulutlan geçiyor. Boynun ortasında deri incelmis, altındaki damar görünecek kadar. Çırılçıplak bir kadın ile bir erkek birbirlerine sarılmıs. Dolunayda ağaçların mavi gölgeleri. Üzerinde devamlı sert bir rüzgâr esen dağın doruğu. Her iki yana devrilen vadi, peynir ve jambonlu sandviç. Bir çocuk babasının tokadından kaçıyor, babanın dudakları öfkeyle büzülmüs, çocuk anlamıyor. Aynada garip bir yüz, tapınaktaki grilik. Elinde telefon alıcısı olan genç adam duyduklarıyla irkiliyor. Bir aile fotoğrafı. Genç, rahat bir anne, baba. Kravatlar takmıs iyi giyimli, gülen çocuklar. Ağaçlar arasından, uzaktan süzülen ısık. Günbatımının kızıllığı. Bir yumurta kabuğu, beyaz kırılgan, kırılmamıs. Kıyıda ıslanmıs mavi bir sapka. Irmakta, köprünün altında kesilmis, sürüklenen güller. Yanda bir sato. Sevgilinin kızıl saçı. Vahsi, haylaz, davetkâr. Genç bir kadının tuttuğu mor süsen yaprakları. Dört duvarlı, iki pencereli, iki yataklı, bir masa, bir lamba, kızarmıs yüzlü iki kisi olan bir oda. İlk öpüs. Uzayda yakalanan gezegenler, okyanuslar, sessizlik. Pencerede su damlası. Bükülmüs ip. Sarı bir fırça.

  Einstein'in Düsleri / Alan Lightman