.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

3/18/2012

Çatal / Troya'da Ölüm Vardı...



I...

 ‘Geceler boyu onu bekledim, biliyor musun?.. Geceler boyu. Seni sevdiği, seninle gezdiği için kıskançlıktan parmaklarımı dişledim durdum. Geceler boyu, uykusunun içinde bile olsa, bana seslenmesini, beni yanına çağırmasını bekledim. Başı ağrıdığı, üşüttüğü, hastalandığı günler, kulağım kirişte, çocukluğunda çağırdığı gibi çağırsın diye bekledim. Bana ihtiyacı olsun diye hastalanmasını istediğim zamanlar bile oldu. Bu aradaki kapının önüne çocuk yatağını o çekti. Bu kapıdan girmeyeyim diye odasına. Üzerinden de atlardım ben. Tek çağırsın o. Ama olmadı. Hiçbir zaman çağırmadı. Geceler içinde yalnız, bekleyip durdum. Yalnızlığım her geçen günle biraz daha artıyordu... Sonra içmeğe başladım.’Acınma. Sesi dileniyordu şimdi. Ama eli hala koluma kenetli. ‘Sürü evden uzaklaştığı zamanlar, serbestim. Bugün gibi...

II

 ‘Bak’ dedi çok sonra. ‘Odamın penceresi karanlık, bütün öteki pencereler aydınlıkken.’ Saçmaladığını düşündüğümü sanmasın diye baktım. Evlerin bütün odalarında ışık vardı; üçüncü katın bir tek penceresi kapkaraydı. Camını ay parlatıyordu. ‘Görsen odamı şu anlarda, nasıl kocaman, nasıl küçücük görünür... Ay başucuna vurur yatağın. Her şey büyür, irileşir, her şey uzaklara kaçar...’ ‘Odanı görmedim bu zamanlarda’ dedim. ‘doğru, ay ışığında hiç görmedim odanı’ ‘Görmeyeceksin de bundan sonra. Bu geceden sonra ayın düşüşü, yıkımı başlıyor...

 Ölüm içinde ‘gelirim’ dedim. ‘Gelmezsin’ dedi, unutursun beni. Çocukluk arkadaşı bile değiliz. Yan yana büyüdük ama ikimizde yalnız, ikimiz de ayrı. Birlikte oynadık. Birbirimizin içini de biliyoruz... Dışını da belki...

 ‘Geleceğim’ dedim. ‘... gene de ama, gene de gelmeyeceksin, unutacaksın çünkü bunları, bunlar önemli değil, oynadık şimdiye dek. Oyunlarsa unutulur. Geriye ne kalacak ki?.. ‘Suçluydum, her şeyde suçluydum, Suat konuştukça suçluluğum artıyordu. Bağırmak istedim, suçluluğumu herkese duyurmak istedim, istedim, istedim, istedim...

 ‘Göstermelik bir iki balık çekiyor, karanlıkta birbirimizle oynuyorduk, biliyorum...’ ‘Oynamak mı diyorsun’ diyebildim. ‘Tabii oynamaktı o yaptıklarımız. Ben senden, sen benden daha yakın bir kimse bulamadık da ondan birbirimizle oynuyorduk. Bir başkası da olabilirdi, hiçbir şey değişmiş olmazdı gene. Oynadık. Oynamaktan başka bir şey yapamadığımız için. Neden kabul etmek istemiyorsun?..’ Kötülük ediyordu, kötüleşiyordu...

 Büyük bir kaya vardır fenerin dibinde, dibi oyuk gibidir, üstü bir saçak gibi denize uzanır; kayanın dibine yuvarlanarak sokuldum. O da yuvarlandı yanıma geldi. Başlarımız saçağın altındaydı. ‘Söylediklerin...’ dedim. ‘Yersiz lakırdılardı biliyorsun...’

 Ölümsüz olunamayacağını anlamağa başladım. Geride büyük, unutulmayacak bir şey kalıyordu ama... Dün yoktu, yarını bilemezdim, bugün bile yoktu. Katılık vardı yalnız. ‘Ölüm’ dedim, ‘ölüm...’

Bilge Karasu / Troya'da Ölüm Vardı