.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

3/24/2012

Mesela Bir Değişim


''Kendimi toparlamam gerek'', diyordum durmadan içimden.''Kendini toparlaman gerek'' diyordu durmadan bir ses yankısı kulaklarımda.

—Evet diyordum.

Kendimi toparlamam gerek oysa sesim kırık idi. Sesim bana uzaktı. Uzak başka bir ses bana kararlı bir biçimde ''kendini toparlaman gerek heyy''diyordu. O uzak ses kendi sesim, kendi kararlılığım oldu birden. Kararlılığım daha sonra karanlığıma karıştı ''ne toparlanması bee' diye hayıflanmaya başladım kendime. Toparlanmanın kendisi nedir ki? Dağılan bir paket duygu, bir kaç fincan düşünce, masa da eski mektuplar üzerine damlamış şarap izleriyse elbet toparlanır ve kolaydır. Bir yağmur yağar, bir güneş açar, temizlenen sokaklar misali temizlenip toparlanırdım eczaneden bir kaç ilaç alıp çöpçülere verirdim onlar temizlerdi aşkımı; ilk aşkımı, son aşkımı, esrik aşkımı doktorların reçetelerine ne gerek vardı ki?
Daha önce denemiş yenilmiş, tekrar denemiş tekrar yenilmiş her yenilgide biraz şiir okuyup, tavandaki boyaları döküp, kırık plak çetesiyle dönülmez akşamın ufkunda çok şeyler yitirip yine gelmiştin o mabedime.
Toparlanmak, toplanmak, dağılmamak, dik durmak mabedine... Bütün umutlu melankoliklerime rağmen çözüm olmayacaktı toparlanmak bu sefer dedim kendi kendime kalınca kendi kendime.
Benim değişmem lazımdı. Edit Piaf’ı unutmam gerekti. Yeni yeni düşler bulup mavi gömleğimin yerine giyip üstüne saçlarımı üç numara daha uzatmam gerekti. Şarabı beş vakit içip, dört mevsimlik sığınaklar bulmam gerekti… Kafamda hayal ettiğim en iyi yeri, zamanı, karakterleri, iç sesimin gezginliğinde öyle bir cadde, öyle bir sokak, öyle bir evde bulmam gerekti ki. O evin ilk sahibi Aristofanes, Aristofanes’den sonra ilk kiracısı William Shakspeare sonra da ''Boş Ev'' olması gerekti. Çılgın ve nefes nefese kalmış haber spikerlerinden, üçüncü sayfa haberlerinden devşirilen dizilerden, gökkuşağı yerine gökdelenlere bakanlardan bahsetmeyecek bir telgraf olup gidip gelmem gerekti A şehrinden b şehrine. Bahsetmemem gerekti şuan ki halimin aynaya yansıyan ve yansımayan taraflarından kimseye kimseciklere yokluğumu bir arş olarak dikmem gerekti manifestosu yazılmamış bir diyara. Ezginin Günlüğünü mütemadiyen karşılaştığım barlar sokağında; bu grup hangi dilde ve hangi zaman da söylüyor diye sormam gerekti: yanı başımda dinleyen bir ses teşrifatçısına…

—ki böyle bir meslek de olması gerekti değiştiğim yerler de.

Üç kız kardeşimi, yedi tepeli şehrimi, Bitlis tütünümü, Galata Kulesinden kız kulesine şiir nağmelerimi, Güldünya’yı, Üsküdar’a giderken elimdeki sıcaklığa okuduğum Turgut Uyarın Göğe Bakma Durağını, yanaklarımdan daha sonra öpüp mendilimde kan seslerine karıştığım o günleri. Haftanın herhangi bir günü uğradığım sahafları ve biletçileri, ‘’unutma, unutturma, o gün ne olmuştu, yaşasın halkların kardeşliği, Kahrolsun bizi bu saatte bu soğukta bu duraklara bu caddelere diken o vahşi zenginlik siyasetinize’’ diyen o toplu sesleri unutmam gerekti diyordum işte. Kutsal sinema günlerini, rejisinde kaybolduğum tiyatro oyunlarını, martılarla kendimi bir tutuğum o uzun vapur yolculuklarını, bir daha ne zaman gelir dediğim kuşları, müdavimi olduğum Kafeleri işte hepsini unutmam gerekti. Bir kahve daha içip ilk camiden sağa sapıp soldaki duraktan binip de inemeyeceğim bir yolculukta unutmam unutup da büyümeden değişmem gerek ti...
Değişimin adını koy artık dedim kendi kendime. Değişim rüzgârların ne tarafa çabuk söyle dedim kendi kendime. Bu değişimde değişmeyecek olacaksın değil mi dedim kendi kendime. Kendi kendime değişim sorularımın nerden geldiğini araştırmaya başladım sonunda.
Vazgeçilecek o kadar şey vardı ki lakin artık vazgeçmeyeceğim o kadar da çok şey hem vardı hem yoktu. Öyle bir şey olmam gerekti ki kesinlikle ‘’insan’’
Dışında bir şey olmam gerekti. Kafkamsı bir zorunlu değişimden ziyade şartların için de şartsız bir değişim değil. Kendi isteğimle üstüne şevkimle, çabamla heyecanımla ama insanların için de var olan bir değişim içinde olan bir başka değişim olmam gerekti.

‘’mesela bir kedi’’
Mesela bir güvercin’’
‘’Mesela bir martı’’
‘’Mesela bir kedi’’

Kendi kendime değişim sorularımın nerden geldiğini buldum nihayetinde ve o yöne doğru koştum.

Mesela bir değişim.
IŞIK olmam gerekti hem de ışık hızında değişerek ışık olmam gerekti. Sorularımın cevabı aklımın ışığındaydı ışık olmam gerekti ışık ışık…
Tüm karanlıklara, tüm karanlıklarıma ışık olmam gerekti.
Mesela bir değişimde…

08.01.2012
İstanbul/Sarıyer
Yağmurlu bir Pazar akşamı.