.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

4/17/2012

Bu acelemiz nedir Olric?



Kahvede hoş bir serinlik vardı. Karanlık ve dinlendirici bir serinlik. Orta şekerli bir kahve. Beye bir orta yap. Kelime tasarrufu. Günde yedi bin altı yüz on iki şekerli kahve sözü biriktiriyorlar. Kahve fincanını beğendi. Taş gibi kulpsuz bir şey. Keloğlana benziyor. Radyo, bilgi programlarını veriyor. Ocakçı ve garson dikkatle dinliyorlar. Bir üçgenin kaç köşesi olduğunu öğreniyorlar. Programdaki çocuk incecik sesiyle; büyük hayretler içinde öğreniyor matematiği. Kart sesli bir adam da ona öğretirmiş gibi yapıyor. Tekrarlatıyor. Arada müzik. Eğitimsel. Çocuk, kelimeleri uzatarak, yayarak konuşuyor. Adam da öyle. Dinleyenler bir güzel içlerine sindirsinler diye kelimeleri hamur gibi yoğurup açıyorlar: demeeek bir üçgeniiiin üç köşesiiii...

 Kocaman adamlar, bir çocuğun, büyümüş de küçülmüş bir çocuğun, kendilerine ders verdiğini düşünmeden, eğilmişler radyonun üstüne: üçgeni dinliyorlar. Matematik piyesi oynuyorlar Olric. Babası, öğrenci olan oğluna, arada bir aferin, diyor. Ocakçı, kendi bilmiş gibi sevinçli: gülümsüyor. Bat dünya bat. Böyle giderse her mahallede bir Dostoyevski çıkacak Olric. Dünya borsalarında Dostoyevski hisseleri düşecek. Her hafta bir Karamazov, yeraltınız kadar yeraltı. Ne diyelim? Ne dersin Selim? Bizim anlamadığımız birşeyler dönüyor. Herkes marifetini ortaya döküyor. Yabancı ülkelerde öğrendikleri en son numaraları yapıyorlar. Paralel doğrular neden kesişmiyormuş bakalım? Bunu da ben yanıtlayayım babacığım. Peki Serap sen söyle. Paraleeel doğrulaaar... Peki uzatmalar da mı pedagojik? Şimdi hep birlikte tekrarlayalım çocuklar. Matematik korosu. Paralel doğrular koral senfonisi. Geçen dersimizde görmüş olduğunuz... İşte matematik de sonunda sevimli bir insan oldu çıktı. Yüzyılların asık suratlı ihtiyarı çoluk çocuğun maskarası oldu. Bilimin de romantik bir yanı kalmadı Olric. Neydi bizim zamanımızda... şimdi elektronik beyin diye bir amca var: insan onun yanında insan olduğundan utanıyor. Herkes onu çok seviyor; matematik emekliye ayrıldı. Bir hafiye gibi izliyor bu elektronik beyin insanı Olric. Sen bundan yirmi dört yıl önce, karşıdan karşıya geçerken sağına bakmışsın da soluna bakmamışsın, diyor. Ceza vereceksin: sökül paraları. İki yıl önce de buzdolabının ikinci taksitini vereyim mi, vermeyeyim mi diye evinde yirmi dört dakika düşünmüşsün. Artık her şeyi peşin ödeyerek alacaksın. Kim bilir Olric: belki bizim de şimdi düşündüklerimizi değerlendirmektedir. Sakın suratını asayım deme: şıp diye resmini çekiverir. Bütün yurda dağıtırlar. Biz biraz azgelişmişiz de henüz bu amcanın nimetlerinden bütünüyle yararlanamıyoruz. Sayın vatandaşlarım! Bütün kurtlarınızı hemen dökün; yoksa kurt sayımı başlayacak pek yakında.

Saat üçe geliyor Olric. Güneş daha yüksekteyken çıkalım yola. Garsonu rahatsız etmemek için parayı, fincan tabağının yanına yavaşça bıraktı. Kapıyı sessizce açarak çıktı: kültürleri bozulmasın. Allah derslerinizde zihin açıklığı versin, sayın ocakçı ve sayın garson. Meydanın kenarındaki arabasına bindi. Parke yollarda, sarsılarak, karışık trafik işaretlerine uymaya çalışarak ilerlemeye başladı. Kasabanın dışına çıkınca birden durdu. Bu acelemiz nedir Olric? İnsanlardan, bütün insanlardan kaçıyor muyuz yoksa? Onların içine çıkmaktan korkuyor muyuz? Üstüme doğru gelip, demek sensin diye parmaklarını sallamalarından mı korkuyorum? Direksiyona yaslanarak bir süre düşünceye daldı. Daha on saat bile olmadı. Bu kadar erken kuşkuya kapılmamalıyım. Yanından bir araba hızla geçti: Samim’in arabası. Acaba beni gördü mü? Kendine kızdı: elbette görür. Yolun ortasında durulur mu böyle? Hükümet meydanında görmez de burada görür. Kim durur hükümet meydanında? Buraya kadar izimi sürdüler. Yok canım. Görseydi dururdu. Aptalın biridir: belki beş yüz metre sonra kavramıştır. Bu araba da zamanla dert olacak başımıza Olric. Yazık. Oldukça para ederdi sanıyorum. Bir an önce kurtulalım şu kasabadan. Uğursuz geldi. Bozuk yolda yavaş yavaş ilerlediler. Yol, kasabadan çıkınca ikiye ayrılıyordu. Solda, kasabanın içindeki gibi, bozuk bir yol vardı. Turgut, bu yolun başında durdu, arabadan indi. Yolun kenarındaki yazıyı okudu. Eskiden şehir bu yolun üzerindeymiş: altı yüzyıl önce. Bakalım nereye götürecek bu yol bizi

Tutunamayanlar / Oğuz Atay