.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

4/22/2012

Keşke



Bir dal düştü elimden yere, ağaç sustu. Bense, sanki yaprak konuşan, dal susan ağaçla sırnas, yanımda iri göğüslü, küçük burunlu bir düşle sarmaş, oturmaktayim.

Diyorum ki,

— Ne güzel, gömleginin üst dügmelerinden birini açik unutman... Ve oradan sütyen kıvrımının görünmesi.

Diyor ki,

Ben bir düş’üm. Pornografiye dönüstürme beni. Benim için fark etmez ama şiire ayıp olur. Düğmeyi iliklememi istediğin zaman, iliklenmistir artik. Ama bunu niye isteyesin ki. Senin düşünü kim görebilir?.. Insan düşlerini bile paylasamıyor, yazik.

Mor dalgalarından sual olunma yenilgisine tünemis kirilgan deniz. Kayik tıkırtısının siiri. Ve her anlasilmaz cümlenin içinde var olan ve hep yalan yere edilen yeminler... Kimi neye benzettiğini bilmeyen tasvirler.. Sebep ve sonuçlariyla anlatilamayan bir yığın şeyin arasinda düş kuran ben...

Düşmüşüm, haberim yok. Nerden düştüğümün bilincinde değilim. Kendine teslimiyet bir şarkidan belki de. Ki rast makamında, bir şeylerin küflendigi duygusuna kapılırım hep. Türk Sanat Müziği engelliyim.

Diyorum ki,

---Seni ellediğim için kızmıyorsun ya bana?

Diyor ki

---Ben bir düşüm. Senin. Elleyemezsin. Insan kendi düşünü bile elleyemiyor, yazik.

Kızıyorum ki,

---Bana, düş’üm deyip durma. Zaten düşmüşüm. Biraz gerçek davranamaz mısın. Sömürü kadar mesela… Elle tutulur, gözle görülür bir açlık kadar olamaz mısın? Görüyorsun zor durumdayım. “Ben düş’üm” süz cümleler konus benimle.

Daracik tefecik, fermuara stres, streç bir kot giymişsin. Lastik ayakkabilar hesapta yoktu. Seni seviyorum. Askimiz hasır altı edilmiş, enflasyonist duygular yığını. Emisyon hacmimiz daraliyor. Ememiyoruz.

Diyor ki

—Ne anlatıyorsun sen? Hiçbir sey anlamıyorum.

Hep minareli, ayrıntı camlı camiinin minaresinden, komşunun apis mahremiyetini dikizleyen müezzin, bir dengesizlik ve sehvet anını iyi değerlendirerek asağı yer çekimleniyor. Ne anlaşilmazdir ki, henüz yere düşmemişken daha ortada fol yok, yumurtanin birazı rafadanken ölüyor. Cenazesine konu komsular gelip dedikodu yapiyorlar. Konu, komsu, dedi, konu birbirine giriyor.

Saçlarin kendinden permali. Kuaför çatlatan bir güzelsiz. Seni daha önce bir yerde mi gördüm, yoksaşimdi mi uyduruyorum?

Diyorum ki,

— Bilmiyorum. Belki bir dolmuşta, bir zahmet sunu uzatabilir misinizlesmisizdir.

Biliyor musun, saçlarim dökülmeye basladiğında, bıyıklarımdan iz yoktu. Çok berber sökün etti, muhabbet olsun dert paylaşımına. Seni yanimda tutabilmek için aklıma gelen her şeyi söylüyorum. Daha ünce ağir kayiplar verdik. Yenildik ama ezilmedik. Hep beraberlige oynuyoruz, ondan herhalde.

Bir düş düştü elimden yere, unufak oldu.

Onlar erdi muradina, biz kerevet bulamadik.

Aşkımız, iki gözlüklünün öpüşme çabasıydı. Gözlükleri çikarmak hiç aklimiza gelmedi.

Diyorum ki,

---Bu yalnızlık bana büyük geliyor. Çok. Iç kavgalar dan arınıpp, büyük kavgaya soyunmak istiyorum artık... Sana söylüyorum.. Beni dinlemiyor musun?.. Heeeey.. Neredesin?.. Nereye kayboldun? Bir dakika.. Dön geri.. Daha sevisecektik.. Ne yandasin?

Bir düş düştü elimden yere. Undan ufak oldu. Onlar el koydu bütün kerevetlere, ben ve agaç, yaprak konustuk, dal sustuk. Yazik.

 Hüzünbaz Sevişmeler / Yılmaz Erdoğan