.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

12/04/2013

Gece

 
1.

Gece yavas yavas geliyor. İniyor. Çukur yerlere dolmağa basladı bile. Oraları doldurup ovaya yayılmağa baslar baslamaz, her yer boza dönüsecek. Isıklar yanmayacak bir süre. Ne çukurda ne düzde. Tepelerin aydınlığı, bir süre, yeter gibi görünecek herkese. Sonra tepeler de karanlıkta kalacak. Dil bu karanlığın içinde yasayabilirmis gibi görünen tek sey olacak. Hiçbir ağırlığın, hiçbir gerçekliğin kalmadığı bu yerde. Karanlığın gerçekliğe benzer tek yanı, konusulabilmesi olacak. İki kisi arasında. İki duvar arasında. Sonra soyunmağa baslayacak insanlar. Gecenin açtığı yaralar biraz daha acısm diye. Genç kasların gerginliği geceye girecek. Pörsük kaslar bir pelteye dönüsecek gecenin içinde. Bir tek diller bilecek, tepelerde, toprakaltı saraylarında yanan ısıkları; yalnız dil söyleyecek bu ısıkta yıkanan tek hücreli hayvanları. Gece oluyor yavas yavas. Bağırsaklarımızın içinden yüreğimize gözlerimize doğru yükseliyor.

2.

Gecenin isçileri, gerçekte, ikindinin ilk saatlerinde görünmeğe baslamıstır sokaklarda. Tek tük de olsa. Onların isi, geceyi hazırlamak: Yer yer çukurlar açmak, örneğin; gecenin kolaylıkla birikip doldurabileceği çukurlar... Onlarm isi, geceye hazırlamak: Genç kasları, gece gelince daha kolay soyunsunlar diye, soyunmağa alıstırmak örneğin. Çıplak etlerinin içine doğru ince, soğuk demirler iteleyerek, kızgın saçmalar gömerek bu etlere, onları gecelerin en uzununa alıstırmak. Aksam saatlerinde gecenin isçilerini görmek çok kolaydır artık herkes için. Geceyi hazırlamakta, geceye hazırlamakta kullandıkları âletler ellerinde, sokaklarda dolasırlar; sayılan da gitgide artar. Demirden yapılmıstır bu âletler; güzel sepilenmis derilerden kesilmis, seçkin ağaç türlerinden yontulmus, esnek reçinelerden dökülmüstür. Dövmeğe, yırtmağa, delmeğe, kıstırmağa, burmağa, koparmağa yararlar. Yakmağa, kırmağa da. Özellikle genç gövdeler üzerinde çalısmak için düsünülüp tasarlanmıs, gerçeklestirilmistir bu âletler.

3.

Gecenin isçileri, gerçekte, ikindinin ilk saatlerinden beri görünmüstür ortalıkta. Çoğu insanın, dikkatini çekmemis de olsalar. Gecenin isçileri dörtköse ekmekleri seviyorlarmıs, öyle deniyor. Belki dörtköse ekmekleri sevenler yalnız onlar değildir bu koca sehirde. Ama fırıncılar, tütüncüler, bakkallar, kendilerinden dörtköse ekmek isteyenlerin hepsinin gecenin isçileri olduğunu düsünürler nedense. Ekmek satılan yerlerde yuvarlak, uzun, dikdörtgen biçimli ekmekler de bulunur elbet. İkindi üstü, önce okul çocukları evlerine dönmeğe baslarken ekmek satılan yerlerde alısveris hızlanır. Yuvarlak, dikdörtgen, uzun, sobe, dörtköse ekmekler gitgide artan sayıda satılır. Küçük, iri, kemikli, yumusak, kirli, temiz, nasırlı, sıvıskan eller, ekmekler tasır. Gecenin isçileri sokak aralarında gezer. Yuvarlak ekmeklerin, dikdörtgen ya da sobe ekmeklerin, uzun ekmeklerin hangi evlere girdiğini gözlerler. Bu isi yaparken, öyle, çok önemli bir is görüyormus gibi davranmazlarsa da, onlara dikkat edenler sunu da görürler arada bir: Bir tanesi gider, bir kapının herhangi bir yerine, pek de belli olmayacak biçimde bir im çizer. Gözlemi is edinenleri sasırtacak bir seydir bu. Kapısı imlenen evlerin hiçbirinde dörtköse ekmek yenmemektedir; yoksa su ya da bu biçim ekmek yendiğini belirten bir im değildir bu. Üstelik, kapılar biraz da rasgele imlenir gibidir. Hiç değilse görünüste.

4.

Tepelerden birinde —en yükseği, en gösterislisi değil, onun yanmdakinde— Düzeltmen yalnızlığını yasar. Sessizliğin içinde. Düzeltmenin yalnızlığı küçümsenir gibi değil; hele gece indikten sonra. Gecenin yere doğru aktığını görmüstür penceresinden: Önce çukurlara, özellikle, gecenin isçilerince kazılmıs çukurlara; sonra ovaya dolduğunu görmüstür. İzlemistir saniye saniye. Isığın azar azar söndüğünü görmüstür yeryüzünde; evlerin pencerelerinde daha yanmadığmı görmüstür. Gecenin gündüzü kemirmesini önlemenin olanaksızlığına i' nanmak istememistir. Gecenin isçilerine nasıl engel olunabileceğini, ısığın yeryüzünde sönmesinin nasıl önlenebileceğini çok düsünmüstür. Bir olanaksızlığa inanmak istemeyebilir kisi, ama onu kabul etmek gerekince de içi parçalanmadan yasamını sürdürebilir. Oysa Düzeltmenin yalnızlığı, yeryüzünde sönen her yüzeyle acılasıyor, daha, daha daha acılasıyorsa, çok düsünüp çözümünü bulamadığı bir sorun karsısında eli kolu bağlı kalmasından. Karanlığın içinde, simdilik, yasammı sürdürebilirmis gibi görünen tek sey, daha önce söyledik, dil... Dil, Düzeltmenin su yalnızlığını biliyor, söylüyor. Daha doğrusu, söyleyebiliyor; simdilik. Gece gelip dilin üzerini de örttü mü, artık baykuslardan baska bir sey uçusmayacak gecenin içinde, ya da, yarasalardan baska... Bunların sesinden baska bir sey, bunlarm hısıltısından baska bir ses isitilmez olacak. O zaman da Düzeltmenin yalnızlığı, bir kuyunun çeperleri gibi saracak onu.

Baykuslar, yarasalar, yarasılar, kus baylar.