.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

12/26/2013

Konumlandırmalar


  1

   Ne kadar uzağa gidersem o kadar az şey alırım yanıma, dedi kadın. Öyle ki , bir daha ger dönmeyeceğimi  bilsem kendimi bile götürmem!


  2

   Düşün! Hemen beş altı metre ötende sonsuz mavisiyle deniz uzanıyor ve sen bunu asla göremiyorsun. İşte tutsaklık bu.

  3

  Şüphe öğreti midir?
  Bilmem , dedi çocuk. Bu konuda hiçbir şey okumadım.

  4

  İçimizden geldiği gibi davranıyoruz , diyor kadın.Bıkmıyoruz birbirimizden.Hem bıksan söylemez misin?
  Söylerim , diyor adam. Hatırlasana , bir gün yalnız kalmak istemiş ve ...
  Telefon açıp söylemiştin binlerce kilometre öteden!

  5

  İşte bulunduğumuz yer , dedi genç adam haritada bir noktayı göstererek Nereye gidersek gidelim adı konmuş bir noktada olacağız dedi sonra da. Aradığımız şey ise yok oluş duygusu aslında. Yine de , bu duyguinsanın kendini aldatmasından başka ne olabilir ki?
  Belki bir başkasını da diyor arkadaşı.Yola çııkmadan önce haritada ki tüm adların yerlerini değiştirmiştim!

  6

  Yalan söylemediğine emin olabilir miyim, dedi kadın.
  Hayır , dedi adam.Emin olma! Çünkü sorduğun dürüst bir soru değil.

  7

  Hiç aklımda yoktun.İyi oldu çat kapı geldiğin.Sevindim seni tanıdığıma.Uzun uzun konuştuk ,eski günlerden söz ettik bir ortaklığımız yokken bile. Hesaplaşmadık , öfkelenmedik , Görüştüğümüze sevindik.Sonra gittin.Sıra bende.Bir başka gece ben deneyeceğim bir başka kapıyı tıklatma şansımı. İhtimal , kapıyı açan sen olmayacaksın.Ama ne fark eder!

  8

   Seyir defterin hiç olmadı. Belleğine güvendin.Onun, seni yalancı çıkarmasına izin vermek istemediğin için pekiştirdin coğrafyanı.
 Kentin tüm yollarını biliyorsun.Bu dar yolların iki yanında yükselen terk edilmiş binaların belleğe kaydedilmiş birertarihi var.
  Kafanda kurduğun apayrı bir ülkenin uç beyleri bu yapılar.Günlük turlamaların , zaman geçtikçe taş varlıkların yoklamasına dönüşüyor.Kimsenin bilmediği fark etmediği bu görevi birazda gururla yapıyorsun.Günün birinde eski kentle ilgili olarak kaba bir yerleşim planı gerekirse , duraksamadan üstlenebilirsin bu çalışmayı.Çevrende gördüğün sahipsizliğe bir tepki olsun diye de yapmıyorsun bütün bunları.Tat aldığın bir uğralın sözcüklerle dile getirilmesindeki olanaksızlık engelleyebilir mi seni? İnsan yüzlerinde gördüğün kayıtsızlık , sahiplenme duygusu olabilir pekala.Sahiplendiğim şey zaman , diyebilirsin günün birinde.Yürürken kaldırdığım tozların tarihi bile kurcalıyor aklımı ve senin bakıp görmediğin burçlarda kiher sancak , ben üflediğim için kırpıyor.

         Seyir defterin yol alışlarınla yenileniyor.Her gün daha taze,  daha coşkulu oluyor bu yenilenme ve yalnızca senin düştüğün tarihler , yine yalnızca senin sökebileceğin kodlarla yerlerini alıyorlar.

  Son sayfan hiç olmayacak. Yol alışın hep sürecek çünkü.Kaldırdığın tozlarla paylaştığın bu doğru , bu güne kadar hiç yanıltmadı seni.Evet , yol almanın coğrafyası,  yorgunluğudur tarihin.

  9

   Tüm olan biteni anlatıyorsun bana. Hiçbiri inandırıcı değil.Ancak inanmalıyım,anlatan sensin çünkü.Görüp anlattıkların ide yaşadıklarım.

 10

  Gitme zamanı , Dedi adam. Kadının yanağına küçük bir öpücük kondurdu.
  Sürekli terk eden biri olarak hatırlayacağım seni, dedi kadın.
  En çok bu anları paylaştık çünkü.
  Ne güzel , dedi adam , kilometreleri çoktan geride bırakan varlığın güç duyulan sesiyle.
  Hala paylaşacak bir şeyimiz var seninle!

 11

   Nice eski sevgililerimi hatırladım da şimdi, dedi yaşlı adam kitaplığın hemen yanından.
  Devam et ,dedi karısı.
  Bakışlarının tazeliğiyle karşılaştığım an, nasıl da unuttuğum aklıma geliyor cümlesini!

 12

   Küçükken hiç başamadım bir uçurtmayı adam gibi uçurtmasını, diyorsun.
  Uçurtma adam gibi uçurulmaz, çocuk gibi uçurulur.diyorum.
  Her neyse , diyorsun. Uçuramadıktan sonra fark eder mi? her seferinde burun üstü yere!
  Çocukların koşturuşunu izliyoruz.İpler ve uçurtmalar birbirine dolanıyor. Yere çakılan şey umutlarımız aslında.Yukarıda kalmayı beceren ise çocukluğumuzun ta kendisi!

  13

  Cumartesi akşamı,gölde.Sal üstünü aydınlatan küçük meşaleleri hemen hatırlayacaksınız.Tıpku yılar öncesindeki gibi.Gelirken yanınızda bir ihtimal, unutulmuş eski bir dostu getirebilirsiniz. Unutsanız da ona burada rastlamanız mümkün. Çünkü bütün çağrılılardan istedik bunu , hem eski bir dostunuz da size haber vermeyi unutmuş olabilir!

  İçki ve mezemiz bol güyüm zorunluluğu yok.Sizi aramızda görmek bizleri gerçekten hüzünlendirecek. Bu şansı verin bize. Siz de yararlanın lütfen.  Kendimizden utanmanın tam sırasıdır diye düşünüyoruz.   Sizi tanımamız için bir şey yapın yine de. Yakanıza karanfil takıp komik olmayın.Eskisi gibi gülümsemeye ne derdiniz?
 Akşam sekizde. Biz ordayız. Bu kez olsun unutmayın.Lütfen!

 14

   - yokluğumda aradın mı beni?
   - Yanımdayken aradığımdan daha fazla değil.

 15

   İki kişilik bir sahne oyunu.
   Oyun süresince oyunculardan biri hiç görünmüyor.
  Diğeri zaten geciken bir karakter.
  Oyunu düşünmeyi yazıyorsun.
  Yazmayı düşünmüyorsun.

  16

   Sessizce doğruluyorsun uzandığın yerden. Çay hazır mı? diyorsun.
  Ben çayı çoktan demledim.Fındıklı keki dilimleyip masaya getirdim bile.
   Sen gideceğini söylüyorsun.Sen sürekli değişensin kısacık tarihimde.Hoşçakal deyişini yarım yamalak duydum.Kapıyı yavaşça aralayıp çıktın.Ben senin bu olağandışılığını seviyorum işte.Sen ise , senden asla vazgeçmeyen , huysuzluğundan pes etmeyen bana şaşırıyorsun.
  Gidişinde bu yüzden. Tahammül edemiyorsun bana.Aslında rollerin yanlış dağıtıldığına yemin edebilirsin.
  Pencere önündeyim.Rahat, huzurlu.Çayını karıştırıyorum.
  Her an kapı çalabilir.

  17

  Bir samanyolu seyri için neler gerekir. diye konuşuyor hemen arkadandaki masada oturan üç kişi. Koyu karanlık ,diyor biri
  Öyle ya , gökyüzü alemdir o sıra! Haklısın , diyor sözü alan.Kararında olmalı samanyolu , diye sürdürüyor.
  Süzülmeli bir uçurtmanın kuyruğu gibi , bakışının değdiği yerden ufkun tükendiği çizgiye doğru.
  O da yetmez , diyor üçüncüsü. Görmeyi istemek de önemli.Yoksa başının hemen üstünde akıl almaz oyunlar sunan göyüzü şelalesi
  sen görmek istemedikten sonra tüm evrene yakışır bir zeybek oyununa başlasa bile fark ettremez kendisini.
  Böyle bir konuşma geçmiyor arkanda ki masa da.Borsa üstüne kurulmuş ve kızışmış bir sohbet , kulağına çalınan.
   Hayır , derdin : bütün bunlara ek olarak o hasır iskemlelerden biri de gerekirdi seyri daha bir kusursuz kılmak için,hani üstüne çıkıp bakınca daha yakın ,
  daha net ve daha kim bilir neler neler görebileceğin umuduyla!
  Samanyolu durağı senin ineceğin bir durak. Bir başka aracın alıp götürmesine izin vermeyeceğin,bir de.

  18
 
    Herkesin her konuda söyleyecek bir sözü var , ne garip , dedi elini yüzünde gezdirerek.
    Kanımca bu oldukça can sıkıcı bir durum!

  19

  Neden burada durduk , dedi kadın.
  Bunu öğrenmek için, dedi adam.

  20

   Bir eskimo kadar sevgi dolusun, dedi fısıltıyla.
   Bu iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi, dedi yanındaki.
   Bir kutup ayısı kadar temiz , dedi yine fısıltıyla.
   Tek söyleyebileceği bu.

   21

   Aramızda önemli bir fark var. O da senin sen , benim ben olduğum!
   Benzerlikleri say , diyorum.
   Gereği kadar unutkanız , diyor.Kimi zaman ,

                               kimin kim olduğunu hatırlamayacak kadar.