.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/12/2014

22 Ekim. Sabahın köründe yatakta. Sirenlerin Susuşu


Yetersiz, hatta çocuksu çarelerin bile insanı kurtarabileceğinin kanıtıdır. Sirenlerden korunmak isteyen Odysseus kulaklarını balmumuyla tıkamış, kendisini gemi direğine sıkıca zincirletmişti. Aynı şeyi, sirenlerin daha uzaktan büyüleyip kendinden geçirdiği kimseler değil ama, başkaları da ta başından yapabilirdi kuşkusuz; ama bunun bir yararı olmayacağını bütün dünya bilirdi. Sirenlerin sarkılan ne varsa her şeyi delip geçerdi ve onun büyüsüne kapılanların tutkusu zincirlerden ve direkten çok daha fazlasını kırıp parçalayabilirdi. Belki bunu Odysseus da işitmiş olabilirdi, ama o sırada bunu düşünmüyordu bile. Sadece bir avuç balmumuna ve bir zincir ağına güven duyuyordu ve bu küçük hileden duyduğu masumca sevinçle sirenlere doğru yol alıyordu.

Ama sirenlerin şimdi kendi şarkılarından çok daha korkunç bir silahlan vardı:

Suskunlukları. Gerçekte böyle bir şey hiç olmamıştı, ama yine de bir kimse sirenlerin şarkılarından kaçıp kurtulabilirdi; ama suskunluklarından asla. Dünyada hiçbir şey yok ki kendi gücüne dayanarak sirenleri alt etmenin yaşattığı duyguya, bu duygunun sonucu olan, her şeyi önüne katan büyüklenmeye karşı durabilsin.

Ama gerçekte, Odysseus yanlarına geldiğinde, güçlü şarkıcılar şarkı söylemiyordu, ya bu düşmanlarını yenmenin tek yolunun suskunluk olduğunu düşündüklerinden, ya da balmumu ve zincirlerinden başka hiçbir şeyi düşünmeyen Odysseus'un yüzündeki mutluluk parıltısı onlara şarkı söylemeyi unutturduğundan. Ama Odysseus -olan biteni böyle açıklamaya çalışalım- onların suskunluğunu işitmiyordu, onların şarkı söylediklerini, ama kendisinin onları işitmekten korunduğunu düşünüyordu. Önlerinden geçerken ilkin boyunlarını döndürüşlerini, derin derin soluk alışlarını, yaşla dolu gözlerini, yan açık ağızlannı görüyor, ama bunlann çevresinde çınlayan, kendisinin işitmediği şarkılardan kaynaklandığına inanıyordu. Ancak çok geçmeden, bütün bu görüntüler Odysseus'un azimli yüzünün önünden kaybolup gitti ve tam onlara en yakın olduğu anda Odysseus çoktan unutmuştu onlan.

Ne var ki sirenler -her zamankinden çok daha güzeldiler- gerinip uzandılar, korkunç saçlarını rüzgârda uçuşmaya bıraktılar, pençelerini kayaların üstüne gerdiler. Artık kimseyi ayartıp baştan çıkarmak istemiyorlardı, bütün istedikleri Odysseus'un iri gözlerinde yansıyan ihtişamı olabildiğince uzun süre seyredebilmekti.

Sirenlerde bilinç diye bir şey olsaydı eğer, o an kendilerini yok ederlerdi. Ama bu bilincin olmayışından hayatta kaldılar; ellerinden bir tek Odysseus kurtulabildi. Sonralan buna ek olarak şöyle bir şey anlatılır. Denir ki Odysseus öylesine hilebaz ve kurnaz tilkiymiş ki, yazgı tannçası bile onun içinde gizli gerçek niyeti çözememiş.

Belki de, ki bu insan hafsalasının alabileceğinden ötedir, Odysseus aslında sirenlerin suskun olduğunu fark etmiş ve yukanda anlatılan hileyi onlara ve tannlara karşı bir tür kalkan olarak kullanmıştı.

Öğleden sonra, kuyuda boğulmuş bir saralının cenaze töreninden önce.

"Kendini bil" sözü, "Kendini gözlemle" anlamına gelmez. "Kendini gözlemle," yılanın söylediği sözdür. Anlamı: "Kendini eylemlerinin efendisi yap." Ama sen zaten öylesindir, eylemlerinin efendisisindir. Öyleyse bu söz şu anlama gelir: "Kendim yanlış anla! Kendini yok et!", ki bu söz kötülük içerir -ama ancak insan iyice eğilip de ta derinlere kulak verirse bu sözde gizli olan iyiliği de işitir: "Kendini olduğun şey yapmak için."

Mavi Oktav Defterleri / Franz Kafka