.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/14/2014

Öteki Metinler I



1. Elime kalem veriyorlar. “Doğrudur, öyle oldu’’diyerek imzalamamı istiyorlar. Elimi çekinerek, ürkerek, çekiyorum. “yazmam yok benim.” diyorum. Gülüyorlar. Elimi eziyorlar.

2. Akbabalar konup kalkıyor sabah sisinin içinde. Tatlımsı, dayanılmaz bir koku içimde, dışımda. Parçalanmış gövdeler, yer yer hala taze gibi duran kanlar görüyorum çevremde. Sis kıpırdadıkça, uzakta bir karartı. Koruluk orada olsa gerek. Kalkmam, doğrubilmem, dizlerimin üzerinde durabilmem, satler sürüyor. Sağ yanımda bir yerler zonkluyor.

3. Koruluğun önündeyken bir şey çarpıp sarsıyor beni, düşüyorum. Başımda biri, ‘’bilemedim kardeşim,’’diyerek dövünüyor. ‘’Zaten ölmüş değil miydim?’’ demek istiyorum ama işitmiyor galiba. Üzerime kapanıyor.

4. Sisin içinden birtakım kitap resimleri, nakışları silik, renkleri soluk birtakım belirtiler çıkar gibi oluyor, bir an tanır gibiyim bu gördüklerimi, ama soluk almamla birlikte sis örtüyor her yeri yeniden. Birini tanımadığım halde hep bilir gibiyim; benim o adam. Ama ötekilerin yeri, kılığı, kılığının rengi değişip duruken, ben, o adam, sanki hep şimdiki halim. Yalnız üstüm başım yırtık, kirli, kanlı değil.

5. Bir amcam vardı, dostlarım, düşman olduklarım Bana düşman olduklarını söyledikleri, bana dostlarım olduklarını söyleyen.. Karım vardı, bir yerlerde.. Bir çocuk, bir oğul, bir oğlum da vardı galiba. Uzakta, belki pek yakında da.. Sevdiğim biri vardı.. Sanki.. Kimdi o? Nerede şimdi? Ben neredeyim? Bu yabancılar, dostlarım mıydı?

6. Güzel konuşurdu o adamlar. Hiçbirinin yanında kalamadım galiba. Yola düşerken umduğum, bir durak ötede bulacağımı sandığım, ne kadar daha güzeldi her şeyden!

7. Öldürülme’yi beklemek..

8. Odama, ilancıların şimdi çok kullandığı, istedğim zaman değiştirebileceğim, bir şehir fotoğrafları düzeneği kurdurdum. Çalışma masamdan başka bir şey bırakmadım odamda. Masa, koltuk, çöp sepeti. Bir zamanlar bu döner koltuk en büyük lüksümdü. Şimdi güzel aydınlatılmış üç büyük şehrin içinde oturup penceremden bu şehirleri gördüğümü düşlüyorum. Paris, Roma, Berlin..

9. Bir güb düğmeye basacağım. Bütün üçgen prizmalar dönecek, ama ne üç şehirden birinin içinde olacağım ne de karma şahirlerimden birinde. Prizmaların hepsi döndüğü halde, hiç bilmediğim, hiç görmediğim bir şehir çıkacak karşıma. Kimsenin de tanımadığı bir şehir olacak bu.

10. Aramaya çıkmacağım. Önce kitaplarda, sonra dünyada. Bir sabah, bir eski koşlanın, bir özelgenin, bir yanını duvarıyla sınırladığı bir sokakta bir aynacının dükkanındaki aynalara bakarken kendi kendini görüp güleceğim. Arkama bakmama gerektiğini bildiğim halde bakacağım. Bir adam gülerek, tabancasını kaldıracak, ateş edip alnımdan vuracak beni.

11. ‘’Yarın Paris’e gidiyorum. Haber vereyim dedim.’’ diye edilen telefon, ondan son işittiğim sözler oldu.

12. Mümtaz bey, bir akşam, çok eski bir geleneği sürdürdüklerini düşündüğü orta yaşlı Türkologlarla genç öğrencilerinin rakılı, taşlamalıi nazireli bir toplantıda ne kadar eğlendiklerine bakıp, uzun uzun düşünecektir.

13. Ölmekte olan biri karşısından, yapmamız gerekenleri düşünmek.. ‘Uyarı’ karşısında bitim’i düşünmek. Ölmekte olan artık başka yerdedir ama onu anlayamayız. İşini bitirmiş gibi görürüz onu. Tasarılarını bilemeyiz çoğu zaman. Sıra bize ne zaman gelecek? Bilemediğimizi için somut bir teleşa düşeriz. Ben ‘her şey elimden kaçıyor’ ile ‘yapmam gerek’ler arasında gitgide daha çok bocalamıyor muyum?

14. Bir yaşamı, hiçbir kıpırtısının yimesine gönlü razı olmadan geçirmek.. Yani her şeyi kayda geçirmek; birilerinin, günü geldiğinde -gelirse- bu kırıntıları bulup başkalarına da göstereceğini umarak.. Ya da herkesin yaşamı, her şeyin ‘yaşamı’ gibi bizimkinin de, olsa olsa, bir ‘süreklilik’ izlediği dışında başkaları için pek sınırlı bir anlam taşıyabileceğini bilerek en önemli bulduğunu ortaya koymağa, tuturmaya çalışmak. Bildiği, yapabildiğini bildiği şeyler yetinmek.

15. Başkalarında eleştirdiklerimiz, kimi zaman da, kendimizde eleştirecek kadar bilincine varmadığımız kendi özelliklerimiz değil midir?