.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

2/03/2014

Elli Unutulmaz Aşk Kitabı II



26) Swann’ın Aşkı - Marcel Proust
(Kayıp zamanın izinde aşk)

“Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır.” Belki Proust’un bütün külliyatı ama ille de Swann’ın Aşkı. “Mutlu olan kişi âşık değil demektir,” diyen Proust bu cümlesiyle meşrebini de belli eder ve o benzersiz üslubuyla olağanüstü bir yapıt kurar. Sosyete çevrelerine girip çıkarak kendini var etmeye çalışan Swann’ın güzel Odette’e duyduğu aşkın hikâyesi temelde basittir ama yazarın doyumsuz tasvirleriyle sıra dışı bir hal alır. Proust, Gide’e yazdığı bir mektupta ironiyi de elden bırakmaz: “Eğer Swann beni tanısaydı ve benden biraz yararlanabilseydi, Odette’in ona geri dönmesini sağlayabilirdim.” Roman kişileriyle yazarın aşka bakışlarındaki farklılıkları çok da önemsememek gerekiyor. Zaten Proust evreninde, aşka en sağlıklı yaklaşım yine bir roman kişisinden, Madam Leroi’dandır: “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.”

27) Neşideler Neşidesi
(Coşkunluk olarak aşk)

Aşkın tehlikeli sularında: “Çünkü sevgi ölüm gibi güçlüdür / Kıskançlık ölüler diyarı gibi serttir; / Onun alevleri, ateşin alevleri, / Yakıp bitiren alev. / Sevgiyi büyük sular söndüremez; / Ve ırmaklar onu bastıramaz.”

28) Muhteşem Gatsby - Scott Fitzgerald
(Adanış olarak aşk)

Bir başka ‘ömürlük’ aşk hikayesi… 20. yüzyılın ilk yarısında, yapay değerlerin biçimlendirdiği Birleşik Amerika’da geçen roman, ‘Amerikan düşü’ ve ‘yükselme’ gibi temaların ardında, derinden derine bir aşk hikâyesiyle içimizi ısıtır. Gatsby ölür; sonunda onu ne kadar sevmiş olduğunuzun ayırdına varırız -tıpkı Daisy gibi! Romandan bir de unutulmaz cümle, Can Yücel çevirisiyle: “Hani öyle gelir ya insana; o yaz işte, hayat yeniden başlıyor sandımdı.”

29) Serin Mavi - Behçet Necatigil
(Evcil aşk)

“Ayşe, Huriye, Selma (yaş sırasına göre küçükten büyüğe) !” diye başlar bir mektuba Necatigil. Eşi Huriye Hanım’a, yaşça iki kızının arasında yer vermesi, nazik bir jest değil sadece; mektupların bütünü okunduğunda Necatigil yalınlığı iyice belirir. Serin Mavi, kuşkusuz, Türk edebiyatında bir ‘aile’ye yazılmış en incelikli aşk mektuplarını içeriyor. Necatigil evreninin tüm sözcükleri; ev, aile, gündelik sıkıntılar sımsıcak kılıyor bu mektupları. Ve Serin Mavi boyunca hep o iki dize çınlıyor: “Seni nasıl alabilirim benim tarafa / Uzaksın”.

30) Çağımızın Bir Kahramanı - Lermontov
(Yanılsama olarak aşk)

Bütün kadınları kendine âşık etmekten hoşlanan ama hiçbirini sevmeyen Peçorin’in öyküsü bir ütopya gibi mi görünüyor? Belki öyledir ama “Çağımızın Bir Kahramanı”, sadece basit bir “kaçan kovalanır” öyküsü değil; derinlikli bir portredir. Peçorin adlı ‘kahraman’ cevaplar vermez; sorular sordurur. Sevilmeden sevmek paradoksunu bu kez tersinden okuruz. Peçorin, kimseyi sevemez ve mutsuzdur. Onun, “Kayadan kayaya atlayan suyun şırıltısını duyunca unutamayacağı tek kadın yoktur.” Bu unutulmaz yapıtı okurken insan, Peçorin’in yazgısının ölümcül, kara bir talih mi yoksa çok az kişiye rastlayacak bir şans mı olduğuna bir türlü karar veremiyor.

31) Piraye İçin Yazılmış Saat 21-22 Şiirleri - Nâzım Hikmet
(Umut olarak aşk)

30 Eylül 1945… “Seni düşünmek güzel şey / ümitli şey / dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey / Fakat artık ümit yetmiyor bana, / ben artık şarkı dinlemek değil / şarkı söylemek istiyorum”.

32) Mem û Zin - Ehmede Xani
(İmkânsız aşk)

Ehmede Xani’den eşsiz bir imkânsız aşk masalı… Mem’in Dicle nehrine unutulmaz seslenişiyle: “Benim gönlümün içinden de geç bir kez / Gözlerimin pınarına bak bir kez.” Bu destanda iki âşık vardır da, bir de, aşklarının ortasında biten diken, kötü adam Beko vardır. Beko’ların biri gider, bir başkası gelir… Ve bu dünyada kavuşmak yoktur.

33) İlk Aşk - Turgenyev
(Hatıra olarak aşk)

Bu güzel ve küçük roman, biraz da adından dolayı listeye girmeyi hak ediyor. Kahramanımızın Zinadia’ya duyduğu hızlı ve tutkulu aşkın sıra dışı öyküsü. Hikâyede her ilk aşk deneyiminin izleri var gibidir. Bir yerde şöyle der kahraman: “Artık sıradan bir delikanlı sayılmazdım; çünkü âşıktım.” Kısa serüvenlerin sonunda Zinadia ölür; buruklukla şaşkınlık arası bir duygu eşliğinde kitabı kapatırız. İlk aşktır; incitir, özletir, anısı silinmez.

34) Monna Rosa - Sezai Karakoç
(Hıçkırık olarak aşk)

“Esmer delikanlı, hatıra ve kan / Yeşil gözlü kızın hıçkırıkları / Sızıyor bir kapı aralığından / Lambalar yanıyor, hafif ve sarı.” Sezai Karakoç’un çok aşkta çok hatıra bırakan anıtsal şiiri. Kendi hikâyesiyle zaman içinde bir efsaneye dönüşen Monna Rosa, her aşk hikâyesiyle yıllardır yeni sayfalara, yeni defterlere yazılıyor. Bir anlamda, “mutlu aşk yoktur”un en güzel Türkçe söylenişi… “Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa: / Henüz dinlemedin benden türküler. / Benim aşkım uymaz öyle her saza, / En güzel şarkıyı bir kurşun söyler… / Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa./ / Yağmurlardan sonra büyürmüş başak, / Meyvalar sabırla olgunlaşırmış. / Bir gün gözlerimin tâ içine bak: / Anlarsın ölüler niçin yaşarmış”.

35) Kolera Günlerinde Aşk - Gabriel Garcia Marquez
(Ömür boyu aşk)

50 yıl süren bir tutku, aşk mıdır yoksa aşka çok benzeyen bir bağlılık mı? Büyülü gerçekçiliğin ustası Marquez, Kolera Günleri’nde Aşk’ta tam da üslubuna yakışır bir konuyu, yarım yüzyıl süren bir aşkı anlatıyor. Florentino Ariza’nın Fermina Daza’ya olan yenilmez, gözüpek aşkının hikâyesi, aşk yüzünden delirenlerin eksik olmadığı bir coğrafyanın acımtırak kokularını taşıyor. Sonunda ne mi öğreniyoruz? Sadece aşksız değil, aşka rağmen de mutlu olunabileceğini…

36) Elsa’ya Şiirler - Louis Aragon
(Poetika olarak aşk)

Aragon öleli 25, Elsa öleli 37 yıl oluyor. Genç kuşaklar ikisini de, siyasi mücadelelerinden, romanlarından değil, şiirlerden ve büyük aşklarından tanıyor bugün. Aragon, kendine “Elsa’nın Mecnunu” sıfatını yakıştırmıştı. Unutulmaz şiirlerini Elsa için yazdı. Edebiyat tarihinin en şanslı kadınlarından Elsa da, hep var olmayı istediği tarihte romanlarıyla değil, daha çok konu olduğu şiirlerle anıldı. Şanslıyız ki, Orhan Veli’den İlhan Berk’e kadar iyi çevirmenler bu şiirleri Türkçeye ‘kazandırdı’. En sarsıcısı, Elsa’nın Gözleri şiirinden: “Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de / Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm / Orda bütün ümitsizleri bekleyen ölüm / Öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde”.

37) Alemdağ’da Var Bir Yılan - Sait Faik
(İyimserlik olarak aşk)

Türkçenin kuyruklu yıldızı Sait Faik’in kuşkusuz en iyi kitabı. “Kaybettikten sonra bulduğumuz şey. Nedir o bil? Nedir o bil?” diye sorar bir öyküsünde. Onu okurken, hep bir iyimserlik vardır ama yitik bir şeyler olduğu düşüncesi de peşimizi bırakmaz. Kitapla aynı adı taşıyan öykünün şu cümlesi, bir kez okunduğunda unutulmayanlardandır: “Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.”

38) Doktor Jivago - Boris Pasternak
(Tutku olarak aşk)

Aşk ve devrim yan yana gelince ortaya unutulmaz hikâyeler çıkıyor. Doktor Jivago, bunların en iyilerindendir; hem dönemini enfes betimlediği hem de hastalıklı bir aşkı ustaca anlattığı için. Yuri Jivago edebiyat tarihindeki ‘büyük âşıklar’ listesindeki yerini çoktan aldı zaten, ama okursanız, Lara’nın nasıl ustaca çizilmiş bir karakter olduğuna da dikkat edin. Romandan uyarlanmış, izlenmeye değer bir filmin olduğunu da hatırlatalım…

39) Gizemli Şiirler - Hilmi Yavuz
(Bakış olarak aşk)

Aşkla ‘bakmak’ arasındaki gizemli ilişki nedir? Belki Yakın Aşklar şiirindeki: “yakın aşklar! sizi ve gizi / bir kıyıyla öteki / gibi bağlayan nedir?” Belki Eylül şiirindeki: “eylül! daha çocukluğumdan / beri size bakardım ben / bir yazın azalmakta olan / sözcüklerinden nasıl da / ansızın dökülürdünüz / bahçelerle ve kül / dolardı içim… eylül!” Ama en çok da şu şiirdeki: “size bakmanın tarihi! siz / bir gonca kadar kendiliğinden / yazılmış olmalısınız / derin, korkunç ve ergen / kalbim, sevdalara sığmayan kalbim / bir dağı içeriyor geçerken / siz o dağa sanki kış / ve sanki bıldır yağan karsınız / umarsız sözcüklere bulanmış”…

40) Fransız Teğmenin Kadını - John Fowles
(Bekleyiş olarak aşk)

1969 tarihli roman, yüzeydeki esrarlı aşk hikâyesinin altında felsefî ve toplumsal sorgulamalarla çağdaş bir klasik olarak adlandırılmayı hak ediyor. Her aşk hikayesi, içinde kendi döneminin eleştirisini barındırır ama Fransız Teğmenin Kadını’ndaki kadar ustaca iğnelemelere kolay rastlanmıyor. Bir kadının iç dünyasına nasıl bu kadar soğukkanlılıkla yaklaşılabilir? Bu, John Fowles’un ustalığıdır. Yüzyıl öncesinin İngiltere’sinde bir erkeğin toplumun kurbanı oluşu, bugüne de çok şey söylüyor. Romanın başkişisi Sarah, tıpkı Madam Bovary ya da Lady Chatterley gibi, asla unutulmayacak.

41) Aramızdaki Şey - Tomris Uyar
(‘Aramızdaki şey’ olarak aşk)

Tomris Uyar’dan aşkın ‘aramızdaki şey’ durumuna nokta atışı! Uyar’ın başka öyküleri, başka kitapları da var elbette, ama edebiyatımızda aşka çok benzeyen bu ‘şey’i daha iyi anlatan bir öykü yok. Şöyle der anlatıcı, Venedik’te Ölüm filmi seyredilirken: “Onu yakalamak için nedense filmden sana kaydı gözüm. Ellerine, uzun, biçimli parmaklarına, nerdeyse saydam tırnaklarına. İncecik bedenine. Bu dünyayla baş edemeyecek kadar kırılgan olduğunu o an kavradım. Artık filmdeki Tadzio’yu seyredebilirdim… İçimin yandığını belli etmemek için bile-isteye soğuk bir şaka yaptım: ‘Yazarın ve romanın baş kişisinin adları T harfi ile başlıyor diye mi çağrıldım yoksa buraya?’” Tomris Uyar’ın ustalıkla anlattığı ‘şey’i yaşarsak bir gün, o soruyu sorarız: “Sen o şeyi çözebilmiş miydin?”

42) Soneler - William Shakespeare
(Nimet olarak aşk)

Romeo ve Juliet ya da Othello ile değil de Soneler ile okumalısınız Shakespeare’den aşkı. Entrikalarla, hesap-kitapla kuşatılmış aşkları değil, lirizmle, yalınlıkla beslenen aşkları okumanın tadına böyle varabilirsiniz. Sevgilisine, “Seni bir yaz gününe benzetsem mi” diye seslenen şairdeki aşk çığlığını duyarsınız. Ve kuşkusuz, bulunmaz bir nimettir aşk: “For thy sweet love rememb’red such wealth brings, / That then I scorn to change my state with kings”.

43) Yirmi Aşk Şiiri ve Bir Umutsuz Şarkı - Pablo Neruda
(Umutsuz bir şarkı olarak aşk)

20 unutulmaz aşk şiiri… “Seviyorum susmanı, yokluk gibidir çünkü. / Öyle uzak, acılı, ölüp gitmiş gibi sen. / Yeter o zaman bir söz, bir gülümseyiş bile. / Sevinirim, başka şey yok öyle sevindiren.” Neruda’nın aşk sarkacı da inip çıkar, “sonsuz unutuş kırar” insanı. Son söz ümitsizce söylenir: “Ve ellerimde yalnız gölgenin ürperişi. / Âh, uzağa her şeyden. Âh, uzağa her şeyden. / Ey kimsesiz, yollara düşme saati şimdi!”

44) Aşk İmiş Her Ne Var Âlemde - Abdülhak Şinasi Hisar
(Damıtılmış aşk)

Divan şiiri tepeden tırnağa aşktır. Bu geleneğin en güzel aşk dizelerini okumak içinse benzersiz yapıt var: Abdülhak Şinasi Hisar’ın “Aşk İmiş Her Ne Var Âlemde” adlı seçkisi. Hisar’ın seçkin beğenisinden süzülmüş, neredeyse bir aşk el kitabı. Ne unutulmaz dizeler vardır bu minik seçkide: “Biz âleme bir yâr içün âh itmeğe geldik” (Yenişehirli Avni) ya da “Gel, gel ki cümle savm-ü salâtın kazâsı var / Sensiz geçen zamân-ı hayâtın kazâsı yok” (Nesimî) gibi. Aşkın her türlüsüne birer bölüm ayrılan kitapta, tüm dizelerin şairleri Bâki Efendi’nin tavrındadır: “Fermân-ı aşka cân iledir inkıyâdımız / Hükm-i kazâya zerre kadar yok inadımız”. Aşkı bir de, Nedim’den ‘son divan şairi’ Yahya Kemal’e kadar, eski şairlerden okumak iyi oluyor. (Divan şiiri denince; Necati Bey’in, bu seçkide yer almayan bir dizesi vardır ki, ciltlerce kitaba değer. Söylemeden geçmemiş olalım: “Ki hüsn sende garib oldu aşk bende garib”

45) Belâ Çiçeği - Attilâ İlhan
(İkilem olarak aşk)

Böyle bir listeye Attilâ İlhan’dan kitap seçmek pek kolay değil. Bu kitap ‘Böyle Bir Sevmek’ olabileceği gibi, pekâla ‘Ayrılık Sevdaya Dahil’ de olabilirdi. Ama Bela Çiçeği’ni seçtik -aşkın o mâlum paradoksunu anlatan ‘Aysel Git Başımdan’ şiiri için: “aysel git başımdan ben sana göre değilim / ölümüm birden olacak seziyorum / hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim / aysel git başımdan istemiyorum / benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün / dağıtır gecelerim sarışınlığını / uykularımı uyusan nasıl korkarsın / hiçbir dakikamı yaşayamazsın / aysel git başımdan ben sana göre değilim / benim için kirletme aydınlığını” diye başlayan şiirin sonu yakıcıdır: “aysel git başımdan ben sana göre değilim / ölümüm birden olacak seziyorum / hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim / aysel git başımdan seni seviyorum”.

46) Günlerin Köpüğü - Boris Vian
(Gerçeküstü bir durum olarak aşk)

Tutkulu bir caz dinleyicisi olan Colin, bir gün Chloé (Yunancada ‘taze yeşillik’ anlamındadır bu sözcük) ile tanışınca ona şöyle der: “Sizi Duke Ellington mı düzenledi?” Bu naif soru, çağdaş aşk masallarının en güzellerinden olan Günlerin Köpüğü’nde anlatılanın nasıl bir şey olduğu hakkında iyi bir ipucu veriyor. Aslolan iki şey vardır Vian için: Aşk ve New Orleans’ın müziği. Plak, düşsel roman boyunca zihnimizde döner. Mutlu sonla bitmesini delicesine istediğimiz hikâye mutsuzlukla biter. Ama belki de, Colette’in dediği gibi, sonu acı bitse bile her aşk ayrı bir mutluluktur. Ve umulur ki bir gün Boris Vian’ın dediği olur: Sonunda kitleler haksız, bireyler haklı çıkar.

47) Sevda Sözleri - Cemal Süreya
(Aşk olarak aşk)

“Aşklar da bakım istiyor öğrenemedin gitti” dizesiyle anlatılabilir Cemal Süreya’nın aşkı: İronik, masum, bazen çaresiz. Sadece adından dolayı değil, Sevda Sözleri, aşkın türlü hallerini şiirin ustalığıyla kesiştirdiği için ayrıcalıklı bir yeri hak ediyor. Gündelik hayatın tam ortasında, Sevda Sözleri’nden iki dize masanıza düşebilir örneğin: “İki çay söylemiştik orda, biri açık / Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.” Şu dizeler, “Kardeşim olan gözlerini unutmadım” ya da “Aşktın sen gidişinden bildim seni” nasıl unutulur? Ancak bir tanesi var ki, manifestodur: “Yalnız aşkı vardır aşkı olanın”.

48) Düş Kırgınları - Mehmet Eroğlu
(Vazgeçiş olarak aşk)

Ne yazık ki göğsümüzün sol tarafında kalb denilen bir et parçası taşırız ve gün gelir, şu derin ikilemden kaçamayız: Aşk mı, sevgi mi? Çağdaş edebiyatımızda bu sorunu en yüreklice tartışan, Düş Kırgınları’nın başkişisi Kuzey Erkil’dir. Sevgi esnek ve dayanıklıyken, aşk kırılgan mı gerçekten? Yoksa bu da mı bir yanılsama? Kuzey Erkil’in Şafak’a duyduğu iç burkucu aşk kadar, tartıştığı ikilemlerle de okuyanın unutamayacağı bir roman Düş Kırgınları. Aşkın niçin mutluluktan daha büyük, daha görkemli bir şey olduğunu kavramayı kolaylaştırıyor. Aşkın olduğu yerde erdemlerin bir hiç olduğunu anlamayı da… Acı son kaçınılmazsa Kuzey’in dediği geçerlidir: “Sevmek bazen de bırakmaktır.”

49) Şiirler - Rabindranath Tagore
(Kutsayıcı aşk)

“Yüreğim övünçle taşıyor sanki, şarkı söylememi buyurunca sen; yüzüne bakıyorum, yaşlar doluyor gözlerime. / Yaşamımda aykırı, yırtıcı ne varsa eriyip haklı bir düzene çevriliyor; denizin üstünden uçan mutlu bir kuş gibi kanat açıyor tapınışım. / Şarkı söylememden hoşlanıyorsun, biliyorum. Biliyorum, yapayalnız bir şarkıcı gibi çıkıyorum önüne. / Erişmeyi aklımdan bile geçirmediğim ayaklarına şarkımın kanat uçlarıyla dokunuyorum. / Şarkı söylemenin sarhoşluğuyla unutuyorum kendimi, efendim olan sana dostum diyorum.” “Kendi ayak izlerini bulacaksın benim şarkılarımda” Alabildiğine mistik, alabildiğine lirik…

50) Leyla ile Mecnun - Fuzûli
(Destan olarak aşk)

Aşkın sonsözü: Leylâ ile Mecnun. Aşkın ‘saf’ hali, edebiyat tarihinde hiçbir zaman, Fuzûlî’nin 1535 tarihli mesnevîsinde olduğu gibi anlatılamadı. Artık her âşık Mecnun’la kıyaslanır, her sevilen biraz Leylâ’dır. “Ya Rab bana cism ü cân gerekmez / Canânsız cihân gerekmez” diyenlerin aşkıdır bu. Mecâzî aşkı yudumlamak vardır, onu aşmak vardır, vefâ ile dünyayı yok saymak vardır bu hikayede. Mecnun, Leylâ’nın kabrini kucaklayıp öldükten sonra, iki âşık, aşk yoluna girip temiz kaldıkları için, aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için (oysa ne zordur bu!) cennette buluşurlar. Söz biter.