.

.
Üç çeşit meslek varmış : mühendislik,doktorluk,bir de hukukçuluk.Ben ressam olmak istiyordum.Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.Prens Paradoks'tan bahsetsem kim bilir ne der? Belki şimdi sizin yanınızda Dorian Gray'lik yaparım bir süre. Sonra beni Lord Henry'liğe terfi ettirirsiniz. Masrafı neyse veririm. Fakat bir sıfatla başlamak istiyorum. Bu çocuk ilerde büyük adam olacak gibi ne olduğu belirsiz bir tanımla değil..

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

7/26/2011

Le Point Culminant



‘Sevmek sahiplenmenin en güzel biçimidir herhalde, sahiplenmek ise, sevmenin en kötü biçimi. Eğer kendinden çıkamazsan, asla bilemezsin kim olduğunu.’

‘Uyku yaman bir sihirbazdır, şeylerin dengesini alt üst eder, uzaklık yakınlık diye bir şey kalmaz artık, yan yana yatan insanları birbirinden ayırır, sonra onları bir araya getirir.’

‘Peki ya denizciler, diye sormuş kadın: ‘Kimse gelmedi benimle gördüğün gibi’, ‘Peki geleceğim diyen de mi çıkmadı’, diye sormuş kadın, ‘Başka bilinmeyen ada kalmadığını ve varsa bile, sanki hala denizlerin karanlık olduğu günleri yaşıyormuşuz gibi, imkansızın izinden gitmeye gönüllerin el vermeyeceğini, okyanusta bir macera yaşamak için, evlerinin rahatını ve yolcu gemilerindeki güzel hayatı terk etmeyeceklerini söylediler’, ‘Peki sen onlara ne söyledin’, ‘Denizin her zaman karanlık olduğunu’, ‘Onlara bilinmeyen adadan hiç bahsetmedin mi?’ ‘Nerede olduğunu bile bilmedikten sonra’, ‘Nasıl anlatırım onlara bilinmeyen adayı’, ‘Ama bilinmeyen bir ada olduğundan hiç kuşkun yok’, ‘Tıpkı denizin suyunun karanlık olduğundan kuşkum olmadığı gibi’, ‘Gök hala aydınlık ve su zümrüt yeşili, şimdi buradan baktığımda deniz hiç de karanlık gibi görünmüyor gözüme’, ‘Seninki göz aldanması, bazen adalar suda yüzermiş gibi görünür insanın gözüne, ama aslında yüzdükleri falan yoktur’, ‘Eğer mürettebat olmazsa nasıl altından kalkacaksın bu işin’, ‘Henüz bilmiyorum’, ‘Burada yaşayabiliriz’, ‘limana gelen tekneleri temizler bir iş uydururum kendime ve sen’, ‘Ve ben’, ‘Senin elinden de bir iş gelir, bir zanaat, bir meslek vardır bildiğin’, ‘Bir iş gelir elimden, gelirdi, eğer gerekirse yine gelir, ama benim istediğim bilinmeyen adayı bulmak, orada, o adada kim olduğumu bulmak istiyorum’, ‘Bilmiyor musun kim olduğunu’, 

‘Eğer kendinden çıkamazsan bilemezsin kim olduğunu.’

‘Kralın alimi, yapacak başka bir şeyi olmadığında, gelir yanı başıma oturur, beni seyrederdi uşakların çoraplarını yamarken, bazen de kendi kendine konuşmaya, ahkam kesmeye başlardı, her adam bir ada derdi, ama bu sözlerin bir kadın olarak benimle bir alakası olmadığından, hiç kulak vermedim sözlerine, sen ne diyorsun’, ‘Adayı görmek için adayı terk etmen gerekir diyorum, kendimizden kurtulamadığımız sürece kendimizi göremeyiz diyorum’, ‘Kendimizden kaçmadığımız sürece, demek istiyorsun’, ‘Hayır, bu aynı şey değil’. Hava iyice kararmaya başlamış, suyun rengi yeşilden mora dönmüş aniden, şimdi temizlikçi kadının bile şüphesi olmazmış denizlerin karanlık olduğundan en azından günün belli saatlerinde.
Ahkam kesmeyi kralın alimlerine bırakalım, ne de olsa ahkam keserek doyuruyor karnını, yemeğimizi yiyelim, fakat kadın aynı fikirde değilmiş, ‘Önce tekneni gezmen gerekiyor, içine bir bak, dışarıdan gördün, içini görmedin daha’, ‘Söyle ne durumda tekne’, ‘Yelkenlerin dikiş yerlerini sağlamlaştırmak gerekiyor’, ‘Sintineye indin mi, tekne çok su alıyor mu’, ‘Dibinde birazcık su var, tekne sallandıkça o da sallanıyor, ama bana kalırsa bu çok normal’, ‘Sen nereden öğrendin’, ‘Öğrendim işte’, ‘İyi ama nasıl’, ‘Liman müdürüne yelken açma konusunda söylediğin gibi, ben de bilmem gerekeni denizde öğrendim’, ‘Biz daha denize çıkmadık’, ‘Yine de suyun üstündeyiz’, ‘Ben yelken açma konusunda iki gerçek öğretmen olduğuna inanıyorum, biri deniz diğeri de tekneydi, Ve bir de gök, göğü unutuyorsun, Evet, tabii, gök:
Rüzgarlar, Bulutlar, Gök, Evet gök.


Jose Saramago, Bilinmeyen Adanın Öyküsü